Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Ahmet Öztürk’ün başkanlığında ATSO Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, enflasyon, sanayide erken sanayisizleşme riski, KOBİ’lerin finansmana erişimi, turizm, COP31 hazırlıkları ve denizlerin korunmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Hacısüleyman, iş dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu konunun belirsizliğin azaltılması ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi olduğunu söyledi.
ENFLASYONLA MÜCADELEDE BELİRSİZLİK
SÜRÜYOR
Ekonomide en önemli gündem
başlıklarından birinin enflasyon olduğunu belirten Hacısüleyman, yıllık
enflasyonun yüzde 31,75, üretici fiyat endeksinin ise yüzde 27 seviyesinde
olduğunu söyledi. Yıla daha olumlu hedeflerle başlandığını ancak küresel
gelişmeler ve bölgedeki savaşların etkisiyle hedeflerin revize edilmek zorunda
kalındığını belirten Hacısüleyman, iş dünyası açısından en büyük sorunun
belirsizlik olduğunu ifade etti.
Hacısüleyman, “Öngörülebilirliğin güçlendirilmesi, yatırım ve üretim kararlarının sağlıklı alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor. Yedi aylık dönemde Euro yüzde 11,29, dolar ise yüzde 11,93 oranında artarken, aynı dönemde enflasyon yüzde 19,96 seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo ihracatçımız açısından önemli bir kur makası oluşturuyor. Döviz geliri elde eden firmalarımız, içeride Türk lirası bazında artan maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. Kur ile maliyetler arasındaki makasın ihracatçımızın rekabet gücünü zayıflatmaması için gerekli adımların atılması gerekiyor” dedi.
SANAYİDE ERKEN SANAYİSİZLEŞME RİSKİ
Sanayinin gayrisafi yurt içi hasıla
içerisindeki payının gerilemesinin önemli bir risk olduğunu vurgulayan
Hacısüleyman, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kalmaması
gerektiğini söyledi.
Hacısüleyman, “Güney Kore, Çin, Vietnam
ve Tayland gibi ülkelerde sanayinin ekonomideki payı yüzde 20’lerin üzerinde.
Sanayide yaşanacak bir gerilemenin telafisi hizmet sektöründeki kadar kolay
değil. Fabrikaya, makine ve teçhizata ve uzmanlaşmış iş gücüne ihtiyaç
duyuyoruz. Bu nedenle sanayileşme konusunda uzun vadeli ve güçlü politikalar
geliştirmeliyiz” diye konuştu.
Küresel gelişmeler, enerji
fiyatlarındaki dalgalanmalar ve değişen ekonomik politikaların işletmelerin
planlama süreçlerini zorlaştırdığını belirten Hacısüleyman, birçok işletmenin
artık yıllık bütçeler yerine üç aylık dönemler üzerinden planlama yapmak zorunda
kaldığını söyledi.
Hacısüleyman, “Ekonomik koşullar kötü
olabilir, ancak öngörülebilir olduğunda işletmeler buna göre önlem alabilir. İş
dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu konu, belirsizliğin azaltılması ve
öngörülebilirliğin güçlendirilmesidir” dedi.
TURİZMDE SADECE ZİYARETÇİ SAYISINA
BAKILMAMALI
Antalya turizmine ilişkin de
değerlendirmelerde bulunan Hacısüleyman, kentte turizm hareketliliğinin geçen
yılın yaklaşık yüzde 6,5 gerisinde olduğunu belirtti. Turizmin yalnızca
ziyaretçi sayıları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Hacısüleyman,
şehrin elde ettiği gelirin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Hacısüleyman, “Sayısal olarak hedefleri
yakalasak dahi gelir açısından ciddi bir erozyon yaşanabilir. Antalya’nın
turizmdeki başarısını sürdürülebilir kılmak için ziyaretçi sayısının yanında
kişi başı harcama ve toplam turizm gelirini de temel göstergeler olarak ele
almalıyız” dedi.
Konaklama işletmelerine çalışan başına 3
bin 500 TL SGK prim desteği sağlanmasının önemli bir adım olduğunu ifade eden
Hacısüleyman, ancak basit konaklama turizm işletme belgesine sahip tesislerin
bu desteğin dışında bırakılmasının doğru olmadığını söyledi.
Her iki işletme grubunun da istihdam
sağladığını, vergi ödediğini ve aynı maliyetlerle karşı karşıya olduğunu
belirten Hacısüleyman, “Aynı şartlarda faaliyet gösteren işletmelerin aynı
teşviklerden yararlanabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda gerekli
düzenlemenin bir an önce yapılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
COP31 ANTALYA İÇİN BİR KIVILCIM OLMALI
Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in
kent için önemli bir fırsat olduğunu belirten Hacısüleyman, sürecin yalnızca
9-20 Kasım tarihleri arasındaki bir organizasyon olarak görülmemesi gerektiğini
söyledi.
Hacısüleyman, “Sıfır atık, temiz enerji,
iklime dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gıda güvenliği, gençlik ve eğitim
gibi başlıklar COP31 sonrasında da gündemimizde olmalı. COP31 bizim için
yalnızca bir organizasyon değil, Antalya’da kalıcı bir farkındalık ve dönüşüm
başlatacak bir kıvılcım olmalı” dedi.
Antalya’nın iç ve dış turizmle birlikte
yılda yaklaşık 25-26 milyon kişiyi ağırlayan bir şehir olduğunu belirten
Hacısüleyman, su, enerji, atık yönetimi ve doğal kaynakların kullanımı gibi
konuların yalnızca belirli sektörleri değil, herkesi ilgilendirdiğini ifade
etti.
Bu kapsamda yürütülen “Antalya
Kriterleri” çalışmasına da değinen Hacısüleyman, “Sürdürülebilir turizm
konusunda Antalya’dan dünyaya örnek olacak bir model ortaya koymayı
hedefliyoruz” diye konuştu.
DENİZLERİMİZİ KORUMAK HEPİMİZİN
SORUMLULUĞU
Antalya’nın en önemli değerlerinden
birinin denizler olduğunu belirten Hacısüleyman, denizlerin sürdürülebilir
şekilde kullanılabilmesi için öncelikle temiz tutulması gerektiğini söyledi.
Denize ulaşan atıkların önemli bir
bölümünün dereler ve akarsular üzerinden taşındığını ifade eden Hacısüleyman,
denizlerin korunmasının yalnızca kıyı temizliği olarak değerlendirilmemesi
gerektiğini vurguladı. Hacısüleyman, “Denizlerimizin korunmasını yalnızca kıyı
temizliği olarak değil, kaynağından başlayan bütüncül bir çevre yaklaşımı
olarak ele almalıyız. Mavi Akdeniz İnisiyatifi’nin de bu anlayışla hepimizin
ortak sorumluluğu olduğuna inanıyoruz” dedi.