Türkiye Barolar Birliği Başkanı: Türkiye ve KKTC’nin iş birliği Doğu Akdeniz’de fırsat yaratıyor

Türkiye Barolar Birliği Başkanı R. Erinç Sağkan, Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin Olağan Toplantısına konuk oldu. “Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü ve Yarını” başlığıyla düzenlenen toplantıda bir konuşma yapan Sağkan, Kıbrıs meselesinin yalnızca siyasi bir konu olmadığını; bölgesel istikrar, ticaret yolları, enerji kaynakları ve yatırım ortamı açısından taşıdığı kritik önemi vurguladı.

Özbek: “Yeni ekonomi, güvenilir ortaklıklar üzerine kuruluyor”

Açılışta bir konuşma yapan ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, dünya ekonomisinin yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; enerji, güvenlik ve tedarik zincirleri üzerinden yeniden tanımlandığı bir dönemden geçildiğini vurgulayarak, “Üretim artık tek bir ülkede değil, güvenilir ve entegre ortaklarla birlikte yapılıyor. Türkiye bu yeni denklemde güçlü bir yerde duruyor.” dedi. Türkiye’nin stratejik konumuna özel bir vurgu yapan Özbek, “Türkiye artık Avrupa için sadece bir tedarikçi değil, güvenilir bir üretim ortağıdır.” ifadesini kullandı. Yeni dönemdeki rekabet koşullarının farklılaştığını ise şu şekilde özetledi: “Artık kazananlar; ucuz üretenler değil, hızlı, güvenilir ve sürdürülebilir üretim yapabilenler olacaktır.”

Özbek: “Her kriz aynı zamanda fırsatlar barındırır”

Küresel risklerin makro etkilerine değinen Ercan Özbek, özellikle İran merkezli gerilimlerin yansımaları hakkında; “İran merkezli gerilim ve çatışma riski, yalnızca bölgesel bir mesele değildir; küresel ekonomi üzerinde doğrudan etkiler üretmektedir.” uyarısında bulundu. Enerji fiyatları, arz kesintileri ve enflasyon baskısının iş dünyası üzerindeki etkilerini ise şu sözlerle paylaştı: “Enerji maliyetlerinde öngörülemez artışlar, lojistik sürelerinde uzama, finansmana erişimde zorlaşma ve talep tarafında dalgalanmalar kaçınılmaz hale gelmektedir.” Ancak bu kriz ortamının Türkiye için sunduğu avantajlara da işaret eden Özbek; “Avrupa’nın riskli bölgelerden çıkışı hızlanacaktır. Türkiye gibi güvenli üretim merkezlerine yönelim artacaktır.” diyerek, “Yeni dünyada en büyük rekabet avantajı, kesintisiz üretim ve güvenilir tedariktir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özbek: “Gümrük Birliği modernizasyonu stratejik zorunluluktur”

Küresel gelişmelerin Antalya özelindeki yansımalarını turizm sektörü üzerinden değerlendiren Özbek, “İran savaşı ve bölgesel gerilimler, Antalya turizmini doğrudan talep tarafında etkilemeye başlamıştır.” dedi.

Sektördeki dönüşüm ihtiyacını vurgulayan Özbek, “Turizm artık sadece rekabetle değil, risk yönetimiyle kazanılan bir sektördür.” ifadesini kullanırken, Türkiye’nin güvenli liman imajının Avrupa pazarında güçlendiğini belirtti: “Türkiye güvenli destinasyon olarak öne çıkıyor. Avrupa pazarı güçleniyor, alternatif pazarlar devreye giriyor.” Antalya’nın ekonomik vizyonuna dair, “Antalya’nın geleceği daha çok turistte değil, daha yüksek değerde yatmaktadır.” diyen Özbek, Avrupa ile ekonomik entegrasyonun mevcut eksikliklerine dikkat çekti: “Bugünkü Gümrük Birliği yapısı hizmetleri kapsamıyor, tarımda sınırlı kalıyor ve dijital ekonomiyi yeterince içermiyor.” Modernizasyon sürecini “Bu bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.” şeklinde tanımlayan Özbek, ekonomi ve jeopolitiğin iç içe geçtiğini vurgulayarak konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Ekonomi ile jeopolitik artık ayrılmaz bir bütündür.” ve “Kıbrıs meselesi sadece bir tarih konusu değil, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini anlamak açısından kritik bir başlıktır.”

R. Erinç Sağkan: “1960 Anayasası iki halkın ortak yaşam iradesini ortaya koyar”

Toplantının konuk konuşmacısı Türkiye Barolar Birliği Başkanı R. Erinç Sağkan, Kıbrıs meselesini uluslararası hukuk perspektifinden ele alarak; “Ben bir tarihçi değilim. Uluslararası hukuk perspektifinden Kıbrıs’ın bulunduğu konumu değerlendirmek benim açımdan daha doğru bir zemindir. Bunun için tarihsel gelişimleri bilmek gerekiyor.” dedi. 1960 Anayasası’nın Türklerin haklarını güvence altına alan yapısına değinen Sağkan, şunları söyledi: “1960 Anayasası, iki halkın ortak yaşama iradesini ortaya koyan bir metindir. Türkler nüfusun %20’sini oluşturuyordu. Cumhurbaşkanı Rum kesiminin seçimiyle, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türklerin kendi içlerinden seçimiyle belirlendi. Bakanlıklar ve silahlı kuvvetler etnik yapıya göre dağıtılmıştı. Bu oran, Türklerin temsil ve kazanımlarını açıkça güvence altına oluyordu.” Sürecin kırılma noktasını ise şu sözlerle aktardı: “1963’te Rum kesimi anayasayı tanımadığını ilan ederek silahlı çatışma sürecini başlatmıştır. Amaç, adayı Yunanistan’a bağlamaktı. Türkler Lefkoşa’nın kuzeyi ve Girne bölgesinde bir kanton olarak sıkıştı. Kendi mevzuat ve anayasalarını hazırlayarak yaşamlarını sürdürdüler.”

“Türkler azınlık değil, Kıbrıs’ın kurucu halkıdır”

Rum kesiminin sunduğu argümanların hukuki geçersizliğini vurgulayan Sağkan, “Rum kesimi, Türkleri bir azınlık olarak gösterip Türkiye’nin müdahalesini ‘işgal’ olarak tanımlamaya çalışıyor. Oysa bu argümanlar tarihsel ve hukuki açıdan geçersizdir. Osmanlı döneminden itibaren Türkler adanın asli halkıdır ve hiçbir zaman azınlık olarak yönetilmemiştir.” dedi. Bu tezini tarihi bir örnekle destekleyen Sağkan, “1907’de Winston Churchill adayı ziyaret ettiğinde, Rum milletvekilleri ana vatana bağlanma talebini iletti. Türk milletvekilleri ise adanın Türkiye’ye bağlanması gerektiğini açıkça ifade ettiler. Bu durum, Türklerin adadaki hak sahibi konumunu net şekilde ortaya koyar.” ifadelerini kullandı.

Sağkan: “Federal çözüm denemeleri sonuçsuz kaldı; iki devletli çözüm gündemde”

Müzakere süreçlerinin geçmişini değerlendiren Sağkan, “Yarım asra yakın süredir BM parametreleri çerçevesinde federal çözüm yöntemleri denenmiştir. 2004 Annan Planı ve 2017 Montana Zirvesi gibi girişimlerde Rum kesimi çözüm için hiçbir zaman istek göstermemiştir. Oysa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çözüm için adım atmıştır.” diyerek mevcut durumu şu sözlerle özetledi: “Bugün artık federal çözüm olasılığı ciddi şekilde sınırlanmış durumdadır. Egemen eşitlik çerçevesinde iki bağımsız devletin varlığı, kendi aralarında iş birliği anlaşmalarıyla adanın refahını ve zenginliklerini hakça paylaşabilecekleri bir düzen sağlayabilir.”

“Türkiye ve KKTC’nin iş birliği Doğu Akdeniz’de fırsat yaratıyor”

Kıbrıs’ın Türkiye’nin savunma ve enerji stratejisindeki yerine değinen Sağkan, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı, Türkiye’nin savunması ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının korunması açısından kritik önemdedir. Sondaj faaliyetleri ve hidrokarbon kaynakları, Türkiye ve KKTC’nin ortaklaşa hareket etmesini zorunlu kılıyor. Bu, sadece ekonomik değil, stratejik bir iş birliğidir.” dedi. Deniz yetki alanlarının önemine vurgu yaparak, “Kuzey Kıbrıs’ın kıta sahanlığı Güney Kıbrıs’tan daha uzun ve Türkiye ile hareket edildiğinde Doğu Akdeniz’de yaratacağı muazzam imkanlar vardır. Enerji ihtiyacının buradan karşılanması ve Münhasır Ekonomik Alan anlaşmalarının etkin uygulanması son derece önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu. Sağkan, konuşmasını genç nesillere yönelik bir çağrıyla tamamladı: “Maalesef bazı yeni jenerasyon, Kıbrıs’ın stratejik ve hukuki önemini tam kavrayamıyor. Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuk çerçevesinde haklarını anlatmak, gençlerimize bu bilinci kazandırmak zorundayız.”

Soru ve cevap bölümünün ardından sona eren toplantının kapanışında; ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Özbek ile ANSİAD Geçmiş Dönem Başkanı ve Ekonomik & Sektörel Gelişme Çalışma Masası Başkanı H. Ergin Civan, günün anısına Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. R. Erinç Sağkan’a Antalyalı Seramik Sanatçısı Tufan Dağıstanlı’nın imzasını taşıyan özel bir seramik kuş hediye takdim etti.

Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir