Zirveyi tek cümle ile özetle deseler
sanırım en doğru ifade 'Avrupa Birliği, üretim aşamasında çevreye duyarlı
olunmasını, doğal ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını istiyor'
demek olacaktır.
Konuyu biraz daha açacak olursak, yeşil
dönüşüm ile politikaların çevreye dost olması yani uygulamaların çevreye zarar
vermemek, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak, doğal kaynakların
kullanımında sürdürülebilirliğin ön planda olması, enerjinin verimli
kullanılması, karbon emisyonunun azaltılması, atıkların yönetilmesi ve geri
dönüşümün daha da geliştirilmesi ile çevre dostu teknolojilerin uygulanması
amaçlanıyor.
Prof. Dr. Cüneyt Yenal Kesbiç ve Uzman
Özlem Özan, zirvede yeşil dönüşüm ile ilgili önemli bilgiler verdi. Devlet
destekleri ile yeşil dönüşümün teşvik edildiği uygulama örnek projeler ile
detaylıca anlattı. Ve yakın gelecekte Avrupa Birliği üyesi tüketici firmaların
bizden ürün alırken yeşil dönüşüm uygulamaları ile ilgili taleplerde
bulunacağını kaydetti. Ürünlerimizin yeşil dönüşüm uygulamalarına ne kadar
uygun olduğunun, karbon ayak izi miktarımızın sorgulanacağını kaydetti. Ve
ürünlerimizin bu kriterlere uymaması halinde Avrupa Birliği'ne alınmayacağını
açıkladı.
Milyonlarca dolar yatırım ile kurulmuş
tesisin ürettiği ürünlerin yeşil dönüşüm uygulamalarına ters düştüğü için
Avrupa Birliği'ne ihracat yapamaması elbette isteyeceğimiz bir şey değil.
Bu konuda kötü düşünmek yerine olaya
olumlu bakmakta, yeşil dönüşüm esaslarını kusursuzca uygulayarak, rekabette
oldukça avantajlı bir yere gelebileceğimizi göz ardı etmemek lazım. Sonuçta
kriterlere uymayan ürün alınmayacak, o zaman kriterlere uyup, sınır komşumuz
Avrupa Birliği'ne neden daha fazla ihracat yapmayalım?
Şirketlerin yeşil dönüşümde ciddi oranda
finansmana ihtiyaç duyacağı bir gerçek. İşte bu noktada devlet destekleri öne
çıkıyor. Şu an sağlanan bu devlet desteklerinin gelecekte ne olacağını bilmek
mümkün değil. Bu nedenle destek programları açıkken faydalanmakta yarar var.
**
Seçim bitti geçim zamanı
Antalya kent gündemi yaklaşık 2-3 aydır
ATSO seçimlerine odaklıydı. Adayların projeleri, seçim koordinasyon merkezi
atmosferleri derken seçim günü geldi ve üyeler sandığa gitti, oylarını
kullandı. Seçimi kazanan Sayın Berkay Bahar'a da, Sayın Davut Çetin'e de, Sayın
Hatice Öz'e de, Sayın Reşat Güney'e de daha iyi bir Antalya için ellerini taşın
altına koydukları için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ve her seçim sonrası söylenen o meşhur
söz ile konuya girmek istiyorum. 'Seçim bitti, geçim zamanı'
Evet seçimler geride kaldı. Bir anlık
öfkeyle ya da heyecanla söylenen sözlerin hiçbir şeye faydası yok. Artık
işimize, Antalya'nın çözüm bekleyen sorunlarına odaklanalım. Kimin ne
dediğinden çok tren hattının neden bir türlü Antalya'ya gelmediğine odaklanalım.
Antalya Limanı'nın neden Bölge'nin ihracat yüklerinin dünyaya taşındığı limanı
olmadığına bakalım. Kente gelen turist sayısında geçen yılın 9 aylık dönemine
kıyasla yüzde 5 civarında azalma var. Yüzde 5 deyip de geçmeyelim. Tamı tamına
700 bin kişi yapıyor. Bu kayıptan oluşan milyarlarca liralık gelir kaybını
düşünelim. Rusya Ukrayna savaşı nedeniyle Antalya'dan yola çıkan tırları
taşıyan ro-ro gemileri Karadeniz'de hedef oluyor ve vuruluyor. Batı Akdeniz'in
yaş meyve sebze ihracatı açısından büyük önem taşıyan Rusya pazarına en kolay
erişim hattı olan deniz yolu dron saldırıları nedeniyle kapalı. Kısır
tartışmaları noktalayıp, bu işin sonu ne olacak ona bakalım. Yine Batı
Akdeniz'in yaş meyve sebzesini Avrupa'ya taşıyan tırların Hamzabeyli Sınır Kapısı
karşısında bulunan Kapitan Andreevo Sınır Kapısı'nda yığılıp kalmasını, kangren
haline gelen bu sorunun neden bir türlü çözülemediğini daha yüksek sesle
konuşalım. Kilogramı 4-5 liradan elma satmak zorunda kalan üreticinin yıkılan
umutlarını ve gençlerin tarımsal üretimden hızla uzaklaşmasını masaya
yatıralım.
Bu kadar değerli bir coğrafya kısır
tartışmalara daha fazla kurban edilmemeli.
**
Ulaşım zammına 'Hayır'
Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin kent
merkezinde ulaşım hizmeti veren resmi otobüsleri sürücülerin nezaketi,
araçların yeniliği, bana göre en önemlisi bu araçların temizliği ile alkışı hak
ediyor. Ancak mavi renkli bir çok otobüs için ne yazık ki bu ifadeleri kullanamıyoruz.
Araçlar hijyen açısından S.O.S. veriyor. Halk sağlığını tehdit etmemesi için
ciddi bir şekilde temizlenmesi gerekiyor. Araçların eski olmasına değinmek bile
istemiyorum. 3 yıl önce fırtına nedeniyle vapur seferleri iptal edilince Karşıyaka'dan
Konak'a halk otobüsü ile gitmek zorunda kalmıştım. Otobüsün eskiliğinden,
kirliliğinden ve içerisindeki mazot kokusundan İzmir'den soğumuştum. Ne yazık
ki biz de o yolda ilerliyoruz.
Büyükşehir Belediyesi bu yönde radikal
kararlar almalı. Gerekirse ki bana göre olmalı toplu taşımayı sadece ve sadece
Büyükşehir Belediyesi üstlenmeli. Başka türlü bu olumsuz tablonun son bulacağı
yok. Antalya Büyükşehir Belediyesi, toplu taşıma ücretlerine istenen zam
talebini de sert bir şekilde reddetmeli. Nasıl para kazanamayan bir iş yeri,
kapanıyorsa, para kazanamayan toplu taşıma aracı da faaliyetlerine son versin.
Büyükşehir Belediyesi hizmet versin. Sonuç itibariyle ulaşım zammına hayır!