Antalya Dayanışma Grubu’ndan çarpıcı rapor!

Orhan Çakmur – Mete Tekin / businessantalya

Aralarında iş insanları, akademisyenler, mühendisler, sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının da yer aldığı 54 kişiden oluşan “Antalya Dayanışma Grubu”, Antalya ilinin kentsel, çevresel, kültürel ve sosyoekonomik alanlarda mevcut durumu ve geleceğe dair çözüm önerilerini içeren “2025 Antalya Sürdürülebilirlik” başlıklı bir rapor yayınladı.

Antalya’nın hızlı nüfus artışı, yoğun turizm baskısı ve plansız kentleşme sürecinde karşı karşıya kaldığı yapısal sorunlara çözüm üretmek amacıyla, 7 ana başlıkta hazırlanan Rapor; Kentsel Planlama ve Yapılaşma, Altyapı, Ulaşım, Enerji ve Güvenlik, Doğal Kaynaklar ve Çevre Yönetimi, Ekonomi ve Sektörel Gelişim, Toplumsal Yapı ve Sosyal Politikalar, Kültür, Sanat, Spor ve Kent Kimliği ile Yönetim, Katılım ve Kurumsal Yapı başlıkları altında Antalya’nın mevcut durumunu analiz ederek 2050-2100 vizyonuna ilişkin çözüm önerileri ortaya koyuyor.

“İDEOLOJİK BİR YAPININ ARKA BAHÇESİ DEĞİLİZ”

Raporu bir basın lansmanı ile kamuoyuna duyuran Antalya Dayanışma Grubu’nun Başkanı Erdal Atılgan, açılış konuşmasında “Antalya çok büyüdü… Dostlarla birbirimizi Muratpaşa Camii’nde bir dostun cenazesinde ya da yakınlarımızın düğünlerinde görür hale geldik” dedi.

Antalya Dayanışma Grubu’nun siyasi veya ideolojik bir yapının arka bahçesi olmadığının altını çizen Atılgan, “Aramızda her siyasi görüşten arkadaşımız var ama biz siyasetçi değiliz. Antalya sevdalısı ve Antalya aşığı insanlarız. Antalya dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmasına rağmen kötü yönetiliyor. Bu plansızlık ve programsızlık içinde geçmişten bugüne gelen sorunlar geleceğe taşınacak. Biz ileriye ışık tutacak bir rapor hazırladık. Valimize anlattık, büyük bir ilgiyle karşıladı. Raporu önümüzdeki günlerde kendisine de sunacağız. Her şen Antalya için, çocuklarımıza bırakacağımız güzel bir Antalya için. Bu kentteki olumsuzluklara mutlaka dur denmeli. Bu rapor, mevcut sorunlarımıza çareler arayan bir rapor” diye konuştu.

Daha sonra İnşaat Mühendisi Akın Akıncı, Çevre Mühendisi Cem Arüv, Makine Mühendisi Prof. Dr. İbrahim Atmaca, İnşaat Mühendisi Mustafa Balcı, İnşaat Mühendisi Sarper Dermut, Harita Mühendisi Okan Hançer, Ekonomist Osman Sert, Harita Mühendisi Ertuğrul Yılmazhan’dan oluşan Antalya Dayanışma Grubu Teknik Kurulu, rapor hakkında basına bilgi verdi ve soruları yanıtladı.

BU RAPORUN NE FARKI VAR?

İlk olarak söz alan İnşaat Mühendisi Akın Akıncı, raporun, Antalya’da bir STK veya meslek odası tarafından hazırlanan ilk ve tek rapor olduğu konusunda iddialı olduklarını belirterek, “Antalya’da çeşitli STK’ların kamu kurumlarının akademisyenlerin hazırladığı birçok rapor var. Bu raporun ne farkı var diye aklınıza gelmiştir?  Pek mütevazi olmayacağız, bu raporun çok önemli bir ayrıcalığı Antalya’yı her şeyi ile bütüncül bir şekilde ele alan bir rapor. Sosyal yapısından ekonomisine yaşlısına gencine sporuna altyapısından ulaşımına imarına değinen ve buna bilimsel ve akademik olarak tespitlerden sonra hap bir takım öneriler getiren ve sürdürülebilir olmasını amaçlayan Antalya’da yapılmış olan ilk ve tek rapor olduğunu iddia ediyoruz” dedi.

TESADÜFEN DEĞİL PLANLI BÜYÜYEN BİR ANTALYA

‘Altyapı, Ulaşım, Enerji ve Güvenlik’ başlıklı ikinci bölümü sunan Prof. Dr. İbrahim Atmaca, artan nüfus ve turizm baskısına dikkati çekti. Atmaca, “Antalya, hızla artan nüfus ve yoğun turizm baskısına karşın ulaşım planlaması ile imar kararlarının bütünleşik ele alınmaması nedeniyle şehir merkezleri, ana arterler ve havalimanı erişimlerinde ciddi trafik yoğunluğu, çevresel baskı ve verimlilik kayıpları yaşamaktadır.

Antalya’da ulaşımda verimliliğin artırılması için; yerel ve merkezi kurumların eşgüdümünde, üniversitelerin bilimsel katkısıyla desteklenen, dijital veriye dayalı ve kara–raylı–deniz–hava sistemlerini bütüncül biçimde ele alan uzun vadeli bir Ulaşım Master Planı hazırlanmalı ve bu plan doğrultusunda raylı sistemler ile toplu taşıma yatırımları önceliklendirilmelidir.” dedi.

Antalya’da trafik sorunlarının kalıcı biçimde azaltılması için; akıllı ve simülasyon destekli trafik yönetim sistemleriyle birlikte, raylı sistemi ana omurga olarak esas alan, toplu taşıma, yaya ve bisiklet ağları ile entegre, park-et-devam-et uygulamalarıyla desteklenen bütüncül bir kentsel ulaşım modeli hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Atmaca, Antalya’da deniz turizmi ve deniz ulaşımının sürdürülebilir biçimde yönetilebilmesi için; çevreye duyarlı yeni marina yatırımlarıyla kapasite artırılması gerektiğini, havaalanı kapasitesinin 2050 projeksiyonlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti.

İklim değişikliğiyle birlikte artan ani yağışlar mevcut altyapıyı zorladığını vurgulayan Atmaca, “İklim değişikliğine bağlı artan taşkın riskine karşı Antalya’da; hidrolojik bütünlüğü esas alan bir yaklaşımla kent genelinde kuşaklama kanalları ve bunlara bağlı yağmur suyu toplama hatları oluşturulmalı, toplanan sular geciktirme yapıları ve dolu savaklar aracılığıyla doğal drenaj sistemlerine kontrollü biçimde aktarılmalı ve bu altyapı güncel yağış projeksiyonları ile kırmızı kot uygulamalarıyla desteklenmelidir” dedi. Atmaca,  Atmaca, yerel yenilenebilir kaynaklara dayalı bir kentsel enerji master planı hazırlanması gerektiğini kaydetti.

Atmaca, yoğun kentleşme, eski yapı stoku ve orman alanlarına yakın yerleşimler nedeniyle yangın riski yüksek olan Antalya’da yangın risklerinin azaltılması için; turizm, konut ve orman alanlarını birlikte ele alan, eski binalar ve yeni enerji teknolojilerini de içeren bütüncül bir yangın güvenliği yönetim ve denetim sistemi kurulmasının hayati önemde olduğuna dikkat çekti.

ANTALYA’YI AFETLERE DİRENÇLİ BİR KENT HÂLİNE GETİRMELİ

Daha sonra kürsüye gelen Harita Mühendisi Okan Hançer, kentsel planlama ve yapılaşma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Antalya’ya karşı sorumluluklarımız ve ortak kaygılarımız var” diyen Hançer, özellikle 1985 yılında yenilenen İmar Kanunu’nun yerel yönetimlere önemli görevler vermesine karşın, belediyelerin bu kanunun gerektirdiği çalışmaları yapmadığını vurguladı.

Hançer, “Antalya ili, tarihsel süreç içinde gelişerek günümüze ulaşmıştı; ancak bu gelişim istenilen şekilde sağlıklı ve planlı bir biçimde gerçekleşmedi” dedi.

Kent estetiğinin yalnızca görsel bir unsur değil; yaşam kalitesi, kültürel kimlik ve kentlerin gelişimi açısından da kritik bir planlama alanı olduğunu söyleyen Hançer, “Antalya kent kimliği ve estetik bilincine yönelik toplumsal farkındalığı zayıf olan bir şehir” ifadesini kullandı.

KENTİN EN ÖNCELİKLİ VE ACİL GÜNDEMİ KENTSEL DÖNÜŞÜM OLMALIDIR

“Çoklu afetler döneminde korku içinde yaşamak yerine, bu durumun bir doğa olayı olduğunu kabul ederek, Antalya’yı afetlere dirençli bir kent hâline getirmeli ve afet riskine karşı önlemler alarak yaşamayı öğrenmeliyiz” diyen Okan Hançer sunumunda şunları kaydetti;

“Antalya’nın afet dirençli kent vizyonu, yalnız yapısal olarak değil; veri altyapısı, planlama ve toplumsal katılım odaklı çok boyutlu bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Çoklu afetler döneminde ağır tecrübeler yaşanmışken, kentin en öncelikli ve acil gündemi Kentsel Dönüşüm olmalıdır.

Asrın felaketi niteliğinde acı tecrübeler yaşanmışken, kentin en öncelikli ve acil gündemi, mülkiyetin adil paylaşımını sağlayacak Kentsel Dönüşüm projeleri olmalıdır. Afetler arasında en yıkıcı olan deprem riskine karşı tedbir almanın tek yolu, riskli alanların acilen dönüştürülmesidir.

Belediye Meclislerinde Kamu Kurumu Niteliğinde Kurulmuş Olan Uzman Meslek Odalarının Yasal Söz Hakkı Olmalı, sorunlar dava sürecinde gelmeden kaynağında çözülmelidir. Halkın can ve mal güvenliğini koruma altına alacak bölge ve mahalle ölçeğinde uygulamalara hız verilmelidir.”

Hançer, Antalya ilinde arazi kullanımı ve mülkiyet sorunları; kentsel gelişimin, çevresel sürdürülebilirlik ve kamu yararını doğrudan etkilediğine dikkat çekerek, “Planlama kararlarında şeffaflığın sağlanması; doğal alanların korunması, tarım topraklarının sürdürülebilir kullanımı, mülkiyet değişimlerinin izlenebilirliği ve plan tadilatlarının kamusal yarara uygunluğunun denetlenmesi açısından kritik önem taşır.” diye konuştu.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE 2040’TAN SONRA TURİZM ZOR!

Doğal Kaynaklar ve Çevre Yönetimi başlıklı bölümü sunan Çevre Mühendisi Cem Arüv de, 1860 yılına ait bir haritayı göstererek, Roma döneminden bu yana Antalya bölgesinde aktif olan ve 1980’lere kadar varlığını sürdüren 27 su kaynağından 26’sının, turizm teşvik kanunu ve yanlış politikalar sonucu günümüzde olmadığını söyledi.

BİR ŞEY YAPMALI!

Antalya’nın “iklime dirençli şehir” olması gerektiğini savunan Arüv, yakın gelecekte Antalya’nın yaşanamaz hale geleceğini, 2041 yılından sonra iklim değişikliği ve sıcaklık artışı nedeniyle turizm yapılamayacağını ileri sürdü. Türkiye’de siyaset mekanizmasının çözüm üretmediğini belirten Arüv, “Biz inisiyatif almak istedik. Çünkü bir şey yapmalı” dedi.

Antalya’nın su stresi altındaki kentlerden biri haline geldiğini söyledi. Arüv, “İklim değişikliği, nüfus artışı ve plansız kentleşme nedeniyle su kaynaklarımız üzerinde ciddi baskı var. Yeraltı ve yerüstü sularını birlikte ele alan entegre su yönetimi sistemine acilen geçilmeli. Yoksa ilerleyen yıllarda su bulamayacağız” diye konuştu. Kıyı ve falezlerin yapılaşma baskısı altında olduğunu belirten Arüv, “Falez ve kıyı alanlarında yapılaşma bilimsel esaslara göre sınırlandırılmalı, ekolojik taşıma kapasitesi dikkate alınmalıdır” dedi.

Arüv sunumunda şu konulara dikkat çekti; “İklim değişikliği, nüfus artışı, tarım, turizm ve plansız kentleşmenin etkisiyle Antalya’da yüzey ve yeraltı su kaynakları üzerinde artan baskı, bölgeyi orta ve uzun vadede ciddi bir su kıtlığı riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Antalya’da su güvenliğinin sağlanabilmesi için yeraltı ve yerüstü sularını birlikte ele alan, havza bazlı, kota ve denetim mekanizmalarıyla desteklenen entegre su yönetimi sistemine acilen geçilmelidir.

Antalya, yüksek üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliğiyle Türkiye tarım ekonomisine stratejik katkı sağlayan bir bölgedir. Ancak artan üretim hacmi, su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını zorunlu kılmaktadır.

Antalya genelinde tarım alanlarını kapsayan, su yönetimi, ürün deseni, modern sulama ve otomasyon sistemlerini entegre eden iklim odaklı Tarımsal Master Planın hayata geçirilmesi temel ve kilit çözümdür.

Antalya başta olmak üzere Türkiye kıyılarında falezler ve kıyı alanları, yoğun yapılaşma, turizm baskısı ve iklim değişikliğinin etkisiyle hem ekolojik dengeyi hem de halkın kamusal kıyı erişim hakkını tehdit eden ciddi risklerle karşı karşıyadır.

Falez ve kıyı alanlarında yapılaşmanın bilimsel esaslara göre sınırlandırıldığı, yapı yasağı ve tampon bölgelerle desteklenen, sürekli izleme ve güçlü denetim mekanizmalarını içeren ekolojik taşıma kapasiteli entegre kıyı yönetim planlarının uygulanması temel ve kilit çözümdür.”

Hava, toprak ve gürültü kirliliğinin azaltılması, deniz kirliliğinin önlenmesi için “Sıfır Atık Su Projesi”nin etkin biçimde hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan, Arüv, iklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıklar ve kuraklığın Antalya başta olmak üzere Akdeniz kuşağındaki orman ekosistemlerini ciddi orman yangını riskiyle karşı karşıya bırakacağını, kontrolsüz su kullanımı, tarımsal faaliyetler ve insan kaynaklı baskılar nedeniyle dereler, göller ve sulak alanlarda su kaybının biyolojik çeşitliliği ve su güvenliğini ciddi biçimde tehdit ettiğine dikkat çekti.

Hızlı nüfus artışı, yoğun turizm faaliyetleri ve artan tüketim alışkanlıkları nedeniyle Antalya’da atık miktarının hızla yükseldiğini anlatan Arüv, Artan atık miktarı ve 2050 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak, geri dönüşüm, enerji geri kazanımı ve kompostlama sistemlerini kapsayan atık yönetim altyapısının bütüncül biçimde genişletilmesi ve kapasitesinin artırılması esastır.” İfadesini kullandı.

ANTALYASPOR KENT KİMLİĞİNİN KÜLTÜREL MARKA ELÇİSİ OLARAK KONUMLANDIRILMALI

Raporda ayrıca; Antalya’nın en önemli spor simgelerinden biri olan Antalyaspor’un sportif başarısının ötesinde kent kimliği, toplumsal aidiyet ve gençlerin spor kültürüyle buluşması açısından taşıdığı potansiyelin; sınırlı taraftar kültürü, zayıf kent–kulüp bağı ve yetersiz kurumsal destek nedeniyle yeterince değerlendirilememekte olduğu, kulübün kentin ortak değeri olarak bütüncül biçimde ele alınmasını zorunlu kıldığı vurgulanırken, “Antalyaspor, yalnızca sportif bir kulüp olarak değil; kültür, turizm, gençlik politikaları ve toplumsal dayanışma alanlarını kapsayan kent kimliğinin kültürel marka elçisi olarak konumlandırılmalı; yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplumun ortak desteğiyle taraftar kültürü güçlendirilerek kulüp–kent bağı kalıcı ve kurumsal bir yapıya kavuşturulmalıdır.” önerisi getiriliyor.

“ANTALYA PLANLAMA AJANSI” KURULSUN

Raporun sonuç bölümünde, Antalya’nın 2050-2100 vizyonunun planlama, bilim, katılım ve ortak akıl temelinde şekillendirilmesi gerektiği vurgulanarak şu ifadelere yer veriliyor:

“Antalya Sürdürülebilirlik Raporu; Antalya ilinin 1982 yılından günümüze kadarki büyüme sürecinde tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerini kapsamaktadır. Esas itibari ile geçmişte yaşanan tecrübeler ışığında kentin tüm dinamikleri analiz edilmiş, çevresel fayda maliyet analizi yapılmış, mevcut durum tespiti yapılarak sorunların nedenleri irdelenmiş, Antalya’nın nüfus projeksiyonu baz alınarak kısa vadede 2050, uzun vadede 2100 yıllarına kadar ki süreç için kent vizyonunun oluşturulması ve kentin yaşanılabilir modern bir yapıya dönüşebilmesi için yapılması gereken projeleri içeren bir çalışmadır.

Sorunların çözümleri ve önerilen projelerin hayata geçmesi multi-disipliner yaklaşımları gerektirmektedir. Multi-disipliner yaklaşımların hayata geçmesi ise siyasi, bürokratik ve sivil toplum arasında dayanışmanın kurularak, toplumsal mutabakat ile sağlanabilir. 

İllerin mevcut idari yapılanmasında görev alan aktörlerin 2100 Antalya vizyonunu özümsemesi, bugünden oluşturulacak hedeflere göre stratejik planlamalarını hazırlaması gerekmektedir. İllerde ortak hedeflerin oluşturulabilmesi, projelerin geliştirilebilmesi, projelerin finansman arayışları için bir planlama ajansının kurulmasına ihtiyaç vardır. Raporumuzda belirtilen tüm sorunların çözümü ve önerilen projelerin hayata geçmesi kapsayıcı yapıda inşa edilecek Antalya Planlama Ajansı’nın kurulması ile mümkün olabileceği düşünülmektedir.”

Raporda öne çıkan başlıklardan bazıları şöyle;

Turizm

Antalya turizmi; kitle turizmine aşırı bağımlılık, doğal kaynak baskısı, düşük katma değerli “her şey dahil” modeli ve planlama eksikliği nedeniyle sürdürülebilirlik sorunlarıyla karşı karşıyadır.

Antalya turizmi için bir Turizm Master Planı hazırlanarak kitle turizmi kontrollü büyümeye alınmalı, “her şey dahil” modeli sınırlandırılmalı, su-enerji-karbon yönetimi zorunlu hale getirilmeli, raylı sistem ve elektrikli ulaşım önceliklendirilmeli, kent turizmi ve dijital destinasyon yönetimi güçlendirilmelidir.

Tarım

Antalya tarımı; iklim değişikliği, su ve toprak kaynaklarının azalması, verimlilik sorunları, düşük katma değer ve kırsal nüfus kaybı nedeniyle sürdürülebilirlik açısından kritik bir eşiktedir.

Alan yönetimine dayalı, suyu ve toprağı koruyan, örgütlü üretimi ve yerinde katma değer yaratımını esas alan bir tarımsal üretim master planının hazırlanarak uygulanması gerekmektedir.

Sanayi

Antalya sanayisi; mekânsal kısıtlar, kümelenme eksikliği, lojistik yetersizlikler ve nitelikli iş gücü sorunları nedeniyle sürdürülebilir büyüme potansiyelini yeterince kullanamamaktadır.

Sanayide mekânsal planlama, sektörel kümelenme, yeşil ve dijital dönüşüm ile liman–tren–lojistik entegrasyonunu içeren sürdürülebilir sanayi stratejilerinin hayata geçirilmesi zorunludur.

Yerel Esnafın Desteklenmesi

Antalya’da plansız kentsel gelişim, zincir mağazalaşma ve yüksek kira politikaları yerel esnafın ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğini zayıflatmaktadır.

Yerel esnafın güçlendirilmesi için mekânsal ticaret planlaması yapılmalı, küçük ve nitelikli işletmeler düşük kiralı destek alanlarıyla teşvik edilmeli, zincir mağaza yayılımı sınırlandırılmalı, taklit ürün ticareti engellenmeli ve Antalya şehir merkezi yerel esnafı merkeze alan bir kent destinasyonu olarak yeniden  düzenlenmelidir.

Yaşlı ve Engellilerin Yaşam Kalitesinin Arttırılması

Antalya ili yıllar içinde yaşlı nüfus için cazip bir yaşam alanı haline gelmiştir. Benzer şekilde, engelli birey sayısındaki artış da nüfus yoğunluğu, turizm hareketliliği ve hızlı kentleşme nedeniyle sosyal yaşama tam ve eşit katılımı güçleştirmektedir.

Antalya’nın güvenli ve erişilebilir bir şehir kimliği oluşturabilmesi için yaşlı ve engelli bireylere yönelik hizmetlerin kent planlaması, ulaşım politikaları, afet yönetimi ve sosyal destek mekanizmaları ile bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

Ara Eleman Yetiştirme ve Yerel İstihdam Stratejileri

Antalya’da sektörlerin ihtiyaç duyduğu nitelikli ara eleman eksikliği, üretim kalitesini ve istihdam sürekliliğini olumsuz etkilemektedir

Sektör–eğitim–yerel yönetim iş birliğiyle mesleki eğitim, sertifikasyon ve planlı istihdam sistemleri kurularak yerel iş gücü kapasitesi güçlendirilmelidir.

Sokak Hayvanlarının Yönetilmesi

Türkiye’de ve Antalya’da Sokak hayvanı sorunu, hem nüfus yoğunluğu hem de kentleşme baskısı sebebiyle son yıllarda daha görünür hâle gelmiş, yönetimsel açıdan kritik bir konuya dönüşmüştür.

Tüm belediyelerde ulusal standartta bir “kısırlaştır–aşıla–işaretle–yerine bırak” modeli uygulanmalı; mobil kısırlaştırma araçları ile kırsal bölgeler kapsama alınmalıdır. Antalya’da yıllık kısırlaştırma kapasitesi 25 binden 50 bine çıkarılmalıdır.

Kira ve Barınma Sorunu

Antalya, arsa stoku sınırlı ve hızlı nüfus artışı yaşayan bir kenttir. Konut piyasasındaki arz-talep dengesizliği nedeniyle kira ve satış fiyatları özellikle son beş yılda ülke ortalamasının üzerinde artmış ve bu durum barınma sorununu gündeme getirmiştir.

Bölgesel kentsel dönüşüm uygulamaları ile kontrollü arsa üretimi yapılmalı, uygun nitelikteki bölgelerde ihtiyaca yönelik etaplar halinde arsa üretimi sağlanmalıdır.

Kamuya ait arazilerin bir kısmı sosyal konut üretimine tahsis edilmelidir. Bu sayede tarım alanları da yapılaşma baskısından kurtulacaktır.

Dünya Standartlarında Kültür ve Sanat Mekanları

Antalya’da kültür ve sanat mekânlarının teknik donanım, akustik ve sahne teknolojileri açısından uluslararası standartların gerisinde kalması ile Likya Yolu, Aziz Paul Yolu ve benzeri kültürel yürüyüş rotalarının güvenlik, bakım, yönlendirme ve dijital erişilebilirlik eksiklikleri, kentin yıl boyu sürdürülebilir kültür-sanat üretimi ve uluslararası rekabet gücünü sınırlayan temel sorunlar olarak öne çıkmaktadır.

Antalya’da Kaleiçi, falezler, antik liman ve arkeolojik alanlar başta olmak üzere kültürel mirasın korunması ve yaşatılması için; koruma amaçlı imar planları ve tasarım rehberleriyle desteklenen, UNESCO ilkeleri doğrultusunda hazırlanmış alan yönetim planlarına dayanan, restorasyon standartları, toplumsal farkındalık, yeniden işlevlendirme ve dijital erişilebilirliği birlikte ele alan bütüncül ve katılımcı bir kültürel miras yönetim modeli hayata geçirilmelidir.

Antalya’da kültür ve sanatın yıl boyu üretilebilen, uluslararası ölçekte rekabet edebilen bir yapıya kavuşması için; EXPO alanının yeniden işlevlendirilmesiyle desteklenen, dünya standartlarında sahne, akustik ve teknik altyapıya sahip bir Antalya Kültür Kampüsü kurulmalı; bu merkez yürüyüş rotaları, kültür yolu projeleri, yaratıcı endüstriler ve yerel–uluslararası etkinliklerle bütünleşik bir kültür-sanat ekosistemi olarak kurgulanmalıdır.

Tarihi Alanların Etkin yönetimi

Antalya’da Kaleiçi, Perge, Aspendos, Termessos ve benzeri tarihî alanların korunması ve sürdürülebilir biçimde değerlendirilmesi için; UNESCO standartlarına uygun, yetki karmaşasını ortadan kaldıran, envanter–izleme–ziyaretçi yönetimi–dijital rehberlik–yerel katılım ve gelir paylaşımını birlikte ele alan bütüncül ve kurumsal bir Alan Yönetimi Modeli hayata geçirilmelidir

Kültürel Etkinliklerin Halkla Bütünleşmesi

Antalya’da kültürel etkinliklerin büyük ölçüde kent merkezinde yoğunlaşması ve mahalleler ile kırsal alanlara yeterince yayılmaması, farklı toplumsal kesimlerin kültür-sanat faaliyetlerine erişimini sınırlandırmakta; bu durum kültürel katılımın artması, kentlilik bilincinin güçlenmesi ve kültürel yaşamın kapsayıcı bir yapıya kavuşabilmesi için etkinliklerin kent geneline yayılmasını zorunlu kılmaktadır.

Antalya’da kültür ve sanatın elit ve merkezî bir faaliyet olmaktan çıkarılarak halkın gündelik yaşamına dâhil edilebilmesi için; mobil kültür merkezleri, gezici sahneler, açık hava etkinlikleri ve katılımcı sanat–spor projeleriyle mahalleler ve kırsal alanları kapsayan, Altın Portakal Film Festivali gibi kurumsal etkinlikleri de halka açan yerinde, erişilebilir ve kapsayıcı bir kültürel yayılım modeli hayata geçirilmelidir.

Uluslararası Tanınırlığın Arttırılması

Antalya, güçlü bir turizm markası olmasına rağmen kültür-sanat üretimi, yaratıcı endüstrileri ve kültürel mirasının uluslararası ağlarda yeterince temsil edilememesi nedeniyle bir “kültür kenti olarak küresel görünürlük sorunu yaşamakta; bu durum kentin kültür diplomasisi kapasitesini ve yaratıcı sektörlerdeki rekabet gücünü sınırlamaktadır.

Antalya’nın turizm markasının ötesine geçerek uluslararası ölçekte bir kültür kenti olarak konumlanabilmesi için; UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı başvurusu, uluslararası bienal ve festivaller, kültür rotaları, kültür–spor diplomasisi ve kardeş şehir işbirliklerini kapsayan, EXPO alanı ve Kaleiçi gibi güçlü mekânsal odaklarla desteklenen uzun vadeli ve bütüncül bir “Marka Antalya” stratejisi hayata geçirilmelidir.

Üniversitelerin Toplumsal Yaşamla Bütünleşmesi

Antalya’daki üniversitelerin bilimsel ve akademik potansiyeli kent politikalarına ve toplumsal yaşama yeterince yansıtılamamaktadır.

Üniversite–kent iş birliği kurumsallaştırılarak uygulamalı eğitim, Ar-Ge ve toplumsal katkı projeleriyle üniversiteler kentin aktif paydaşı haline getirilmelidir.

Sivil Toplum Kuruluşlarının Etkin Katılımı

Antalya’daki STK’lar parçalı yapı ve kurumsal engeller nedeniyle kent yönetiminde yeterince etkili rol alamamaktadır.

STK’ların kent konseyi çatısı altında kurumsal ve bağlayıcı biçimde karar süreçlerine dahil edilmesi sağlanmalıdır.

Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir