Kolay Geçmeyecek Bir 2026 Yılı Var!

Türkiye’nin turizm sektöründeki en önemli rakipleri İspanya, Yunanistan, Fransa ve İtalya’nın Avrupa Birliği’nin kendi ülkeleri içerisinde çok büyük finansal destek gördüğünü belirten AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, hem kamu hem de özel bankaların turizmle ilgili kredi seviyelerini yükseltmelerini beklediklerini, otellerin restorasyon ve renovasyon için otellerin krediye ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Tarıma verilen reeskont kredisinin aynı oranda olmasa bile turizmde özellikle restorasyon ve yenileme çalışmaları için verilebileceğini belirten Kavaloğlu, “Çünkü rakibimiz olan ülkeler bu tarz kredilere ve fonlara neredeyse sıfıra yakın maliyetle ulaşıyorlar. Bizim de hem kur politikası sebebiyle karlıklarımızın düştüğü bir dönemde bu bizi açıkçası yoruyor. Özellikle kış aylarında finansal anlamda desteklenmemiz gerekiyor. Fonlarla, indirimlerle, açıkçası teşviklerle. Yaz ayları için yani böyle bir milli sektörün rekabetçi olabilme özelliğini kaybetmemesi için ekstra bir vergi yükü altında kalmadan, özellikle bu geçiş yılı olan 2026’yı tamamlamamız gerekiyor. Yani sektör ekstra bir vergi yükünü çok kolay kaldıramaz” diye konuştu.
Mete Tekin – Orhan Çakmur / businessantalya

Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, Ekonomi Muhabirleri Derneği Üyeleriyle bir araya geldi. 2025 sezonunu değerlendiren Kavaloğlu, 2026 sezonuyla ilgili öngörülerini paylaşırken, ekonomi muhabirlerinin sektörel konuların yanı sıra gündeme dair sorularını yanıtladı.
Antalya’ya havayoluyla gelen kişi sayısının 16 milyon 800 bin kişiyi geçtiğini, yılı 17 milyon kişiyle tamamlayacağını belirten Kavaloğlu, “Bu rakam geçen yıla göre yüzde 1,5’luk bir artışa tekabül ediyor. Bu sene ulaşacağımız 17 milyon rakamını çok önemsiyorum. Çünkü birinci kaynak pazarımızla bir önceki üçüncü kayak pazarımız olan Rusya ve Ukrayna’nın savaş halinin devam ediyor olması bizim artık çift haneli büyümelerimizi engelleyecek bir durum yaratıyor. Yine İsrail – Filistin geriliminin devam etmesi, etrafımızdaki jeopolitik özelliklerden dolayı 18 milyon – 20 milyon hedeflerimize çok kolay ulaşamayacağımızı düşünüyorum” dedi.

SAVAŞIN BİTME UMUDU İLE BAMBAŞKA BİR TURİZM SEZONUNA DA EVRİLEBİLİRİZ
Turizm için 2026 yılında da 2025 benzer bir tablo beklediğinin altını çizen Kavaloğlu “Önümüzdeki yılla ilgili rezervasyonların da bir önceki seneki gibi geldiğini görüyoruz, yani öyle çok büyük artışları gözlemlemiyoruz. Tur operatörleriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde çift haneli büyümeyi hiç kimse beklemiyor. Rusya uzun bir aradan sonra neredeyse 2019 yılında Antalya için 6 milyon seviyesine yaklaşmıştı, ilk defa bu sene 4 milyonu yakalayacak gibi gözüküyor. İkinci sırada gelen Almanya’nın üçüncü sırada gelen İngiltere’nin dört numaradaki Polonya’nın artık öyle çift haneli büyüme şansı yok. Ancak Rusya – Ukrayna savaşının bitme umudu ile bambaşka bir turizm sezonuna da evrilebiliriz” ifadesini kullandı.

KOLAY GEÇMEYECEK BİR 2026 YILI VAR!
Dünyanın en büyük ikinci tur operatörü Thomas Cook’un iflası, pandemi ve 6 Şubat depremi gibi makro olumsuzluklardan turizm sektörünün ayakta kalarak çıktığını anlatan Kavaloğlu şunları kaydetti;
“Dünyanın en güzel topraklarında turizm hareketi yapıyoruz, Milli bir sektörü temsil ediyoruz ama bulunduğumuz coğrafyada kolay yönetilebilir bir coğrafya değil. Deprem sonrasında yaşanılan finansal kriz özellikle üzerimizdeki enflasyon baskısı, kur sabitlemesinin bize yapmış olduğu baskı bizi çok zorladı. BU sebeplerle 2025 yılını da çok kolay atlattık diyemiyeceğim.
Ama ‘dirayet’ kelimesini çok seviyorum. Turizm sektörü için uzun zamandır ben bu kelimeyi kullanıyorum. Dirayetin altında krizi yönetmeyi bilen, zor şartlarda bir araya gelmeyi bilen özellikle kamu özel sektör endeksinde doğru işleri doğru zamanda yapabilen bir sektörüz biz, dolayısıyla bu dirayetle 2025 yılını atlattık. Her zaman ki gibi olumlu bakmaya çalışıyoruz ama önümüzde yine bizi çok zorlayacak, kolay geçmeyecek bir 2026 yılı var.
Aralıkta insanlar hala denize giriyor. Eylül – Ekim – Kasım aylarını o anlamda çok iyi atlattık. Kasım ayında iklim çok iyiydi, ama bu da mevsimi biraz ileriye doğru ittiriyor. Nisan – Mayıs aylarının zor geçmesine sebep olacak. 2026’da zor bir nisan zor bir mayıs bekliyorum açıkçası. Dolayısıyla ilk beş aydaki perspektife baktığımızda biraz zorlanacağız gibi gözüküyor ama ondan sonra haziran itibariyle zaten yüksek sezon başlıyor. Kurban Bayramı itibariyle yüksek sezona başlayacakmışız gibi düşünüyorum.”
UKRAYNA BÜYÜMEYE DEVAM EDER
AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu’nun değerlendirmeleri şöyle;
“Yıllar arasındaki yükselişe baktığımız zaman artık dediğim gibi ilk 4-5 sıradaki rakamlar öyle çift haneli büyüyemeyecekmiş gibi gözüküyor. Kim çift haneli büyüyor derseniz, Ukrayna biliyorsunuz savaş öncesi 1.5 milyonu görmüştü, sonra savaş esnasında başladığında 200 bin kişiye kadar düştü. Ukraynalılar bu sene 500 bine kadar yaklaştılar. Ukrayna’da bir çift haneli büyüme gözüküyor. Ukrayna’nın Avrupa’ya vermiş olduğu göçün etkisiyle orada yerleşmeyi başaranlar, finansal güçlerini elde edenler, refah seviyesini dengeleyenler tatil yapmaya ihtiyacı duydular. O iştahla da yine eski alışkanlıkları olan Türkiye’yi ve Antalya’yı tercih ettiler. Dolayısıyla Ukrayna’daki bu geçen seneye göre çift haneli büyümeyi bu sebepten dolayı olduğunu düşünüyorum. Ama önümüzdeki seneye bu rakam yine çift haneli büyür mü? Bence büyür ama çift haneli olmaz. Yani Ukrayna yine büyümeye devam eder. Çünkü gördüğüm kadarıyla Avrupa’da yaşayan Ukraynalılar yine tatil için Antalya ve Türkiye’yi tercih etmeye devam edecekler.

ANTALYA’DA BİR BUÇUK MİLYON SEVİYESİNDE AVRUPALI TÜRK TATİL YAPIYOR
Avrupalı Türkler için, ben ‘gurbetçiler’ kelimesini kullanıyordum. Pandemi döneminde biliyorsunuz çok canlı yayın yaptım onlarla. ‘Bize gurbetçi demeseniz” şeklinde ifadeleri oldu. Avrupalı Türkler çok hoşlarına gitti. Onun için Avrupalı Türkler diyorum, yani yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarımızın ülkemizde, kendi ana vatanlarında tatil yapma iştahları bizim için çok değerli. Dolayısıyla bu sebeple baktığımızda yaklaşık Antalya’da bir buçuk milyon seviyesinde Avrupalı Türk tatil yapıyor. Bizim için çok kıymetliler açıkçası. Bu birinci kaynağımız.
İÇ PAZAR BİLİNÇLİ HAREKET EDİYOR
İkinci kaynağımız ise kendi ana kaynağımız olan iç pazarımız. İç pazar hareketi özellikle eskiden hep şunu vurgulardık hatırlayın, işte ‘Avrupalılara daha pahalı, daha ucuz, işte kendi ülkemize daha pahalı’ gibi. Hayır, tam tersine bizim insanımız, iç pazarda artık nasıl rezervasyon yapılacağını, ne zaman rezervasyon yapması gerektiği konusunda çok bilinçlendi. İç Pazar bu konuda bilinçli hareket ediyor. Şimdi dönemsel olarak baktığınızda şu anda iç pazar yüksek sezonu satın alıyor. Bu bizim daha önce çok alışmadığımız bir şey. Pandemi sonrasında böyle bir alışkanlık oluştu. Yani bizim Türk vatandaşları da artık şu zamanda Kasım’da Aralık’ta bir sonraki sezonun rezervasyonlarını aynı Avrupalılar gibi yaptırıyor ve farklı indirimlerden yararlanıyor. Burada tabii otellerin ilerideki fiyatlarının bundan daha düşük olmayacağı garantisini vermesi de çok değerli. Çünkü erkenden aldıkları zaman mağdur olmayacaklarını biliyorlar. Buna açıkçası Antalya otelleri çok dikkat ediyor. Bu konuda da iç pazar ciddi bir ivme sağladı.

İÇ PAZAR BİZİM İÇİN OLMAZSA OLMAZIMIZ
Bir tık da farklı tatil periyotlarının oluşması da, eskiden hatırlarsanız bundan on sene önce iç pazar hareketimizde tamamen Haziran’ın üçüncü haftasıyla Eylül’ün birinci haftası arasında tıkanırdı. Yine burada bir yoğunluk var tabii. Hani böyle bir homojen dağılım beklemiyoruz ama artık insanlar 19 Mayıs’ta da işte Kurban Bayramı’nın Mayıs’a gelmesi işte Ramazan Bayramı’nın Şubat’ta Mart’ta olmasında bile ara tatillerde, bu dönemlerde tatil yapmaya devam ediyorlar. Çocuklu aileler Eylül’ün birinci haftasına kadar geliyor ama çiftler, daha küçük çocukları olanlar Eylül’ün üçüncü haftasındaki Ekim’deki fiyat avantajlarından faydalanıyorlar. Çünkü Antalya’da iklim şartları gayet güzel. Kasım’da daha indirimli kalıyorlar. Dolayısıyla bir tık daha sezona yayılmış bir iç pazar hareketi de gözlemliyoruz. Bu da bizi açıkçası mutlu ediyor. Çünkü iç pazar da bizim için olmazsa olmazımız. Yani en zor zamanlarda, en kötü zamanlarda hep yanımızda olan tatil yapma ihtiyacını kendi ülkesinde gideren bir kaynak var burada.
YUNANİSTAN’LA KIYASLIYORLAR. TÜRKİYE ARTIK ESKİSİ KADAR İNDİRİMLİ BİR ÜLKE DEĞİL
Arada sırada işte haberler oluyor. Farklı ülkelerle bizi kıyaslamalar oluyor. Yunanistan’la kıyaslıyorlar. Yok işte ‘iç pazar Yunanistan’a mı kayıyor’ falan gibi ama bu polemiklere de çok fazla girmedim, sezon içinde çok konuştuk bunları. Hepinizle birkaç kere bu konuyu tartıştığımı biliyorum. Yani elmayla elmayı kıyasladığında bizim ülkemizdeki fayda maliyet analizi yapıldığında tüketicinin lehine bir durum söz konusu. Yani Türkiye artık eskisi kadar indirimli bir ülke değil. Avrupalı’ya da Rus’a da iç pazara da hak ettiği geliri elde etme yolunda olan bir ülke.
Yani fiyatlarınızı böyle çift haneli arttıra artıra giderseniz bu sefer rekabetçi olma özelliğinizi kaybetme durumuyla karşı karşıya kalırsınız. Bunu kaybetmemek için de açıkçası dikkatli hareket ediyoruz. Yani biz örneğin 2026 yılında böyle çift taneli bir fiyat artışı yapmamayı tercih ettik. 2025 yılı öyle çok kolay geçmedi. Dolayısıyla bunu görünce de biraz önce söylediğim kur dezavantajını da göz önünde bulundurarak arttırmamız gerektiği kadar arttırmadık. Çünkü bu sefer de alım gücünün azalması söz konusu. Hem ülkemizde hem Avrupa’da bunu da dengelemek için fiyatlarımızı öyle çok yüksek derecede arttırmadık. 2026’yı bir parça umutla bakabilmemizin sebeplerinden bir tanesi de açıkçası bu. Rekabetçi olma özelliğimizi kaybetmemeye çalışıyoruz resort bölgedeki otelciler olarak.

GECELEME FİYATLAR 110 DOLARA YAKLAŞTI
Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy Bey daha önce paket fiyatları karşılaştırırdı her yıl içerisinde. Şimdi geceleme fiyatlar üzerine çıktık. Geceleme fiyatlar 110 dolara yaklaştı. 85-87 dolarlarla başlamıştık. Şimdi 110 dolara kadar çıkıyor olmamız, bu 4 sene içerisinde bu hedefe ilerlememiz çok olumlu. devlet bu konuda dolar olarak bakıyor. Bizim gelirlerimizin resortta %90’ını euro. Bizim dolar gelirimiz neredeyse hiç yok. Otellerimiz artık euro fiyatı uyguluyor. Bir tek İngiltere’ye pound fiyatı uyguluyoruz.
Hedef rakiplerimiz olan Fransa ve İspanya’ya baktığımızda bu rakamlar 120 dolarların üzerinde. Dolayısıyla bir parça daha yolumuzun olduğunu düşünüyorum bu konuda. Yunanistan son dönemde bizimle çok ciddi rekabet ediyor. Burada tabi pandemi döneminde çok kötü bir sınav veren Avrupa Birliği var göz önünde.
İSPANYA, YUNANİSTAN, AVRUPA BİRLİĞİ İÇİNDE ÇOK DESTEK GÖRÜYOR
Avrupa Birliği o dönemde çok kötü bir sınav verdi. Şimdi o sınavın kötülüğünden dolayı ekonomik olarak kendi Avrupa Birliği üyesi ülkeler içinde bir turizm hareketi yaratma gayretindeler. Bu gayet normal biz de rekabet ediyoruz. Çok rekabetçiyiz biz, çok dinamik pazarız. Hani o dirayetin altında dinamik olmamız da var açıkçası. Dolayısıyla bayağı bir boğuşmalı geçiyor rekabet şartları. Tabi İspanya, Yunanistan, Fransa, İtalya Avrupa Birliği’nin kendi ülkeleri içerisinde çok destek görüyorlar. Onların finansal gördüğü bazı destekler de var açıkçası. Bizim o konuda bir parça geride kalıyoruz.

MARATONU 100 METRE HIZIYLA KOŞTUK
Biz rakiplerimize göre turizm hareketine 15-20 yıl sonradan başladık. Ama maratonu 100 metre hızıyla koştuk. Belki o dönemde ufak tefek hatalarımız da oldu ama bu 100 metre hızıyla koşunca eriştiğimiz nokta muazzam bir nokta.
İşte bakıyorsunuz hem İstanbul hem Antalya dünyanın sayılı turizm destinasyonlarından bir tanesi. Bu anlamda baktığınızda rakipleriniz de boş durmuyor. Bir de finansal imkanları bizden daha iyi kullandıkları için daha rekabetçi oluyorlar açıkçası.
BANKALARIN TURİZMLE İLGİLİ KREDİ SEVİYELERİNİ YÜKSELTMELERİNİ BEKLİYORUZ
Biz de bu durumda onlarla rekabet etmek için finansal gücümüzü iyi tutmaya çalışıyoruz. Bu arada işte hem kamu bankaların hem normal bankaların hem özel bankaların turizmle ilgili kredi seviyelerini yükseltmelerini bekliyoruz. Ki restorasyon renovasyon için imkanlar çıksın otellerde.
Çünkü ülkemizin turizm boyutu milli bir sektör. Geliştirilmesi gereken bir sektör. İşte bacasız sanayi nasıl adlandırırsanız adlandırın yatırımların %95’ü öz kaynaklarla yapılan bir sektör. Dolayısıyla bu anlamda baktığınızda turizmin tam anlamıyla desteklenmesi lazım. Tabii ki tarım da çok ciddi bir sektör çok desteklenen bir sektör. Tarım da bizim can damarımız çok önemli.
Tarıma verilen bir reeskont kredisi var. Bu reeskont kredisinin aynı oranda olmasa bile turizmde de özellikle restorasyon ve yenileme çalışmaları için yeni yatırımlar için değil belki ama yenilemeler için bu tarz bir krediye ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü burada rakibimiz olan ülkeler bu tarz kredilere ve fonlara neredeyse sıfıra yakın maliyetle ulaşıyorlar. Bizim de hem kur politikası sebebiyle karlıklarımızın düştüğü bir dönemde bu bizi açıkçası yoruyor. Bu dönemde bir de şöyle bir beklentimiz var.

KIŞ AYLARINDA FİNANSAL ANLAMDA DESTEKLENMEMİZ GEREKİYOR
Özellikle kış aylarında finansal anlamda desteklenmemiz gerekiyor. Fonlarla, indirimlerle, açıkçası teşviklerle. Yaz ayları için yani böyle bir milli sektörün rekabetçi olabilme özelliğini kaybetmemesi için ekstra bir vergi yükü altında kalmadan, özellikle bu geçiş yılı olan 2026’yı tamamlamamız gerekiyor. Yani sektör ekstra bir vergi yükünü çok kolay kaldıramaz. Özellikle kur politikasının enflasyon politikasının bu şekilde devam ettiği bir dönemde.
Şunu vurgulamak isterim. Biz milli bir sektörüz deyip de bu ülkenin evlatları olarak paramızın değerli olmasını istemez miyiz? Tabii ki çok isteriz. Enflasyonist bir baskı olmadığı bir dönemde bizim için kurun hiç artmasına ihtiyacımız yoktur. Yeter ki enflasyon olmasın.
TURİZM TAM ANLAMIYLA GERÇEK BİR MİLLİ SEKTÖR
Şimdi asgari ücret görüşmeleri yapılıyor. İstihdamla ilgili maliyetlerimizin arttığı bir dönemde bizim fiyatlarımızı bu kadar arttıramayacağımıza göre bir tık kurdan maliyetlerimizi düşürmemiz gerekiyor. Bu da ülkemize yine tekrardan geriye dönecek bir imkan aslında. Yani turizmci yatırımın %95’ini iç kaynaklarla yapıyor. Kazandığı parayı da tamamen yine turizm içinde değerlendiren, turizm sistemi içerisinde paydaşları ile değerlendiren bir sektör. Bence bu anlamda bakıldığında da tam anlamıyla gerçek bir milli sektör.
Hani bazen diyoruz ya Antalya işte hem turizm kenti hem sanayi kenti hem de tarım kenti işte. Turizm, tarım ve işte sanayi bir arada. Size bir rakam paylaşayım. Antalya’nın Türkiye’deki turizme katkısı 17.5 milyar dolar. Tarımın katkısı 2.2 milyar dolar. Sanayinin katkısı 500 milyon dolar. Yani bu gözle baktığınızda Antalya tam bir turizm kenti. Çünkü tarımın işte yaklaşık %45’i yine turizm amaçlı bir üretim yapıyor. Sanayi deseniz %15-20’si yine turizm amaçlı bir üretim yapıyor. Dolayısıyla bu anlamda baktığınızda aslında Antalya’mız tam anlamıyla bir turizm kentidir diyebiliriz. Ama dediğimiz gibi işte turizm ve tarıma çok değer veriyoruz. Sanayimiz çok gelişmeli diyoruz.

BİR DAMLA BİR DÜNYA KAMPANYASI
Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği olarak bir damla bir dünya kampanyamızı çok önemsediğimizi sizle paylaşmak isterim. Özellikle bu kampanyamız suyun vahşice tüketildiği bir dünyada bir çığlık aslında. Biz sadece %15’ini tüketiyoruz. Hani böyle sanki oteller çok fazla tüketimi yapıyormuş gibi gözükebilir. Biz bu %15 için ciddi bir tasarruf hedefliyoruz.
Ama tarımdaki işte vahşi sulama, tarımdaki yanlış sulama sebepleri dolayıyla kaybedilen su miktarının çok yüksek olduğunu gözlemliyoruz, takip ediyoruz. Dolayısıyla ülkemizdeki hem tarım politikalarının biraz önce bahsettiğim turizm politikalarıyla beraber bir denge içerisinde yürütülmesi ve bizim bir damla bir dünya kampanyamızın Türkiye sathına yayılmasını hedefliyoruz. Bu konuda da sizlerin en azından gelecek vaat eden aramızda daha genç arkadaşlarımız var. Onların geleceğini kurgulayabilmemiz için bence bu da bizim bir borcumuz. Dolayısıyla burada herhangi bir maneviyat dışında herhangi bir beklentimiz yok. Ama ‘bir damla bir dünya’ kampanyasını bu mottoyla desteklemenizi sizden çok rica ediyorum. Çünkü ülkemiz bir tane, bizim başka bir ülkemiz yok. Bu ülkenin de doğal kaynaklarına ihtiyacımız var. Doğal kaynaklarımızın sürülebilir olmasına ihtiyacımız var. Bunu da evlatlarımıza, çocuklarımıza, torunlarımıza, kardeşlerimize bence borçluyuz diye düşünüyorum. Bu yüzden de hem iğneye hem çuvalcı kendimize batırıp böyle bir mottoyla bir kampanya yaptık. Bu konuda da desteğinizi istiyorum.”

TOPLANTIDAN NOTLAR
- Döviz kuru en az 60 lira olmalı!
Toplantı da Ekonomi Muhabirlerinin sorularına samimim yanıtlar veren AKTOB Başkanı Kavaloğlu, 2026’da euro döviz kuru beklentisinin en az 60 lira olması gerektiğini söyledi.
- Zeytin konusu turizm kadar iyi bildiğim bir konu
Manolya, Kauçuk ve zeytin ağacını çok sevdiğini anlatan Kavaloğlu, “Isparta yolu üzerindeki Karaöz’de 80 zeytin ağacım var. Zeytinlerime gözüm gibi bakıyorum” derken, zeytin yağı konusunda da iddialıyı olduğunu “300 liraya satılan zeytinyağı zeytin yağı değildir. Zeytin konusu turizm kadar iyi bildiğim bir konu” sözleriyle anlattı.
- Neden Antalya’da Michelin Yıldızlı restoran yok?
Kavaloğlu, otel restoranlarının dışarıdan misafir kabul etmemesi nedeniyle Michelin kriterlerinin dışında kaldığını, Antalya’daki bir restoranın önümüzdeki yıl Michelin yıldızı alabileceğini düşündüğünü söyledi.
- 7 Mehmet, TGA Yönetimine giriyor
Kavaloğlu, Antalya’nın en tanınmış restoranlarından 7 Mehmet’in sahibi şef Mehmet Akdağ’ın önümüzdeki günlerde Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı yönetim kuruluna gireceğini de sözlerine ekledi.
- Antalyaspor’un yanındayız
Kavaloğlu bir soru üzerine Antalyaspor’u çok önemsediğini ve başarılı olmasını arzu ettiğini belirterek, AKTOB olarak statta localarının olduğunu, maçları kaçırmamaya özen gösterdiğini anlattı. Antalyaspor Başkanı Rıza Perçin’i desteklediğini de belirten Kavaloğlu, “Antalya bir spor şehri. Her yıl çeşitli branşlardan 2 bine yakın takım kamp için geliyor” dedi.
- EXPO 2016 Alanı iki büyük organizasyona ev sahipliği yapacak
Kavaloğlu, EXPO 2016 alanının atıl kalmaması gerektiğini belirterek, “EXPO alanı’nda bir Turizm Köyü düşüncem var. Orası Antalya’nın geleceği. Çok değerli bir alan” dedi. Kavaloğlu, EXPO’nun 2026 yılında “Dünya Uzay Kongresi” ve “COP 31” gibi çok önemli iki etkinliğine evsahipliği yapacağını açıkladı.

