ATSO Başkanı Davut Çetin: Döviz Kredisi, Borcu Olanın Allah Yardımcısı Olsun

“Son iki haftada doların çıkışından başımız döndü” diyen ATSO Başkanı Davut Çetin, “Döviz kredisi, borcu olanın, ithal girdiyle çalışanın, kira sözleşmesini dövizle yapanın Allah yardımcısı olsun. Döviz cinsinden kira sözleşmeleri olan üyelerimiz var, mülk sahiplerinin bu hususta makul olması gerekir. Bununla birlikte kur artışının turizme bir nebze katkı yapmasını temenni ediyorum” dedi.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Davut Çetin, Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda ekonominin yanı sıra, kent ve ülke gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Doların çıkışından başımız döndü

Gündemdeki en önemli konunun döviz kurları olduğunu vurgulayan Davut Çetin’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;

“Ramazan ayı ile birlikte turizm sezonuna girmiş bulunuyoruz, tarımda sera sezonumuz devam ediyor. Bugünlerde en önemli konumuz ise döviz kurları, Doların ve Euro’nun çıkışı, TL’nin serbest düşüşüdür. Son iki haftada doların çıkışından başımız döndü. Liranın değer kaybı bir yılda %32’ye, bir ayda %16’ya, hatta bir günde %2-3’e kadar çıktı. Türk Lirası dünyanın en çok değer kaybeden paralarından birisi oldu.

Bu noktada Merkez Bankasının düne kadar görevini layıkıyla yaptığını söylemek mümkün değildir. Son 2-3 yıldan beri faiz politikasını netleştirmesi gerektiği sürekli olarak dile getirilmiştir. Piyasa aylardan beri merkez bankasını test ediyor. Merkez sessiz kaldığı için döviz serbest tırmanışa geçti. Geçen Çarşamba günü faiz 3 puan artırıldı, fakat % 8’lik politika faizi sabit bırakıldı. Nihayet dün sadeleşmeye gitti ve politika faizini de değiştirdi. Merkez bankasının piyasayla inatlaşması çok büyük bir bedele neden olmuştur. Bu politika en başta uygulansaydı Dolar 4 lira bile olmazdı, faizler de bu kadar artmazdı. Gecikme sorunu büyüttü ve şimdi hem faiz yüksek hem de dolar yüksek.

Böyle bir döviz artışı birçok sektörü olumsuz etkiledi. Reel sektörün 220 milyar dolar net döviz borcu var. Dolarda 10 kuruş artış, döviz borcu olan firmalara 11 milyar lira yük getirmektedir.

Birçok büyük firma bu nedenle ödeme zorluğuna düşmektedir. Dolar arttığında doğal gazın maliyeti artıyor, o da elektrik fiyatını artırıyor, böylece bütün sanayinin üzerine yük biniyor. Dolar artınca yedek parçanın, yemin, gübrenin fiyatı artıyor. Belirsizlik yüzünden fiyat verilemiyor, ödemeler durmaya başlıyor.

Tüketici güveni düşüyor ve ekonomi yavaşlıyor. Otomobil satışı Nisan ayında düşüşe geçti, beyaz eşya geçen yıl teşvikle büyümüştü, şu anda %20 civarı düşüş var.

Şimdi piyasa bir parça sakinleşmiştir, fakat ekonomide güven kaybı ve panik ortaya çıkınca normal faiz artışı da yetmiyor.  Artık yerli ve yabancı sermayeye güven vermek için ilave önlemler de alınmalıdır.

Dövizdeki artış bizleri de farklı yönlerde etkilemektedir. Döviz kredisi, borcu olanın, ithal girdiyle çalışanın, kira sözleşmesini dövizle yapanın Allah yardımcısı olsun.

Döviz cinsinden kira sözleşmeleri olan üyelerimiz var, mülk sahiplerinin bu hususta makul olması gerekir. Bununla birlikte kur artışının turizme bir nebze katkı yapmasını temenni ediyorum.

Makro ekonomik kriz olduğunu söyleyemeyiz

Burada üyelerimize ve kamuoyuna şunu söyleyelim. IMF başkanı bile Türkiye ekonomisinin temellerinin güçlü olduğunu söyledi. Ekonomide bir dolar krizi var, ama şu anda bir makro ekonomik kriz olduğunu söyleyemeyiz. Kriz sert üretim düşüşü anlamına gelmektedir, oysa Türkiye ekonomisinde Mart sonuna kadar üretim artışı yüksektir. Bir başka kriz mali krizdir, o da bankaların batması veya borsanın çökmesiyle olur. Türkiye’de böyle bir durum yoktur.

Ayrıca, Türkiye’nin borcu diğer ülkelere göre çok yüksek değildir. Türkiye’de hanelerin borcunun milli gelire oranı %17’dir.  Şirketlerimizin bütün kredi borçlarının milli gelire oranı %68-70 bandındadır.

Devletin borcu %28 ile dünya ortalamalarının altındadır.

Geçen yıldan itibaren bütçe disiplini bir nebze zayıflamıştır. Bu yıl bütçe açığımızın milli gelire oranı %2’yi geçecektir. Yine de bütçe açığı kriz yaratacak düzeyde değildir.

Banka sistemimiz sağlam

Banka sistemimiz şu ana kadar sağlam kalmıştır. Sorunlu kredilerin oranı veya tahsili gecikmiş kredilerin oranı %2.9’dur. Son dönemde şirketler kredileri yeniden yapılandırıyor ve bu durum bankaları bir parça zayıflatıyor. Buna rağmen bankalarda henüz sorun büyümemiştir.

Cari açık konusu hepimizin bildiği konudur. Cari açık milli gelirimizin %5.5’u oranına çıkmıştır, fakat bu oran da yeni bir gelişme değildir. 2012, 2013, 2014’te de cari açığımız yüksekti. Sorun, son dönemde yabancı sermaye girişinin olmamasıdır. Bu yıl ilk üç ay cari açık 16 milyar, döviz girişi ise 7.5 milyar dolardır.

Mevcut durumda kısa vadede tek çare yabancı sermaye girişini teşvik etmektir ve Türkiye’de dövizi olanın döviz satmasıdır. Bunun için de güven sağlanması gerekir. Kamuda ciddi bir tasarruf programı başlamalıdır. Piyasada döviz mevduatıyla ilgili söylentilere net bir cevap verilmelidir. Yabancı sermayeye güven verecek hukuki adımlar atılmalıdır. Bu adımlar atıldığında Türkiye imajı güçlenecek ve ekonomi de rahatlayacaktır.

Almadan vermek Allah’a mahsustur, devlet almadan veremez

Bu ortamda her kesime, bütün siyasi partilere sorumluluk düşmektedir. Seçim programlarında emekliye ikramiye, memura zam, asgari ücret artışı gibi çok sayıda vaat yapılmaktadır. Mevduat faizi %15-16’ya kadar çıkmışken kamu bankaları konut kredisi faizini zarar pahasına düşürmüşlerdir.

Oysa şunu bilmeliyiz, almadan vermek Allah’a mahsustur, devlet almadan veremez. Ekonomide mucize çözüm yoktur. Gerçek çözüm daha çok çalışmak, tasarruf etmek, eğitim sistemimizi değiştirmek, yenilik yapmak, teknolojiye dayalı yüksek katma değerli üretim yapmak, markalaşmaktır.

Türkiye’nin dünyada nüfus ve gelir payı %1’dir, ama lüks tüketimdeki payı %4’ün üzerindedir. Dünya nüfusunda ve gelirinde sıramız 17., ihracatta sıramız 30’dur.

Dolayısıyla seçim döneminde bütün partilerden istememiz gereken şey yapısal reform programıdır.

İngilizce öğrenene, kod yazma öğrenene teşvik vermeliyiz

Endüstri 4.0 çağına geçmek için 80 milyon insan olarak hayat boyu öğrenme programı başlatmalıyız. İngiltere yaşlılara bilgisayar öğretiyor, biz de yapmalıyız. Televizyonlarda eğitim programları olmalı. İngilizce öğrenene, kod yazma öğrenene teşvik vermeliyiz. Part time çalışmayı teşvik etmeliyiz. Gençleri kırsal kesime, tarıma yönlendirmeliyiz. Bugün Suriyeliler olmasa birçok tarım ürünü toplanamaz. Çünkü tarlada çalışacak adam yok. Temizlik işlerinde, çocuk ve yaşlı bakımında Özbek ve Kırgız kadınlar çalışıyor. Meslek lisesinde öğrenci yok, sanayide çırak yok. Herkes memur olmak veya masa başında oturmak istiyor. Çalışmayı, rekabet etmeyi, ticaret ahlakını, verimli olmayı, ortak olmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Hukuk sisteminin etkin olmaması önemli sorunlarımızdan birisidir. İşadamı kamu kurumlarından alacağını alamıyor, çaresiz kalıyor. Alacağını tahsil edemiyor, çare yok. Kayıtdışı çalışan, korsan çalışan şirketler var, çare yok. İşte bütün bunlar hukuk reformu konusudur, yapısal reform konusudur. Bunlar olmadan gelişmeyi sağlayamayız.

Bu seçim sürecinde sevindirici bir gelişme, ekonominin daha fazla konuşulmasıdır. Keşke yapısal reformlar da yeterince konuşulsa ve hatta bir uzlaşma ortamı gelişse. Ülke olarak bunu başarabilirsek, her alanda büyük bir ilerleme gerçekleştirebiliriz.”

Turizm daha iyi, fakat tarım sektöründe sorunlar bitmiyor

Turizmde sezona %46 artışla girmiş bulunuyoruz. Böyle devam edersek 13 milyona yakın yabancı turist sayısı ile rekor kıracağız. Avrupa pazarında hızlı bir dönüş görüyoruz. Almanya pazarında İspanya ve İtalya sert düşüşte; Mısır, Tunus ve Türkiye yükselişte. Bazı operatörler Almanya rezervasyonlarında %80 artış kaydettiler. Fiyatlar Euro bazında geçen yılın %10-15 üzerinde. Yüksek sezonda yabancı turiste bile yer kalmayabilir.

Turizm daha iyi, fakat tarım sektöründe sorunlar bitmiyor. Geçen hafta Antalya halindeki fiyatları göstereyim, siz yorum yapın. Bu yıl havaların sıcak olması ürün bolluğu yarattı ve fiyatlar düştü. Toptancı halde ortalama ürün değeri geçen yıl Nisan ayında 248 kuruştu, bu yıl Nisan’da 184 kuruşa düştü.

Ayrıca Nisan sonuna kadar sebze ihracatında düşüş yaşadık. İlk dört ayda domates ihracatımız geçen yıla göre %8 düştü. Mayıs ayında Rusya pazarı açıldı ve sebze ihracatımız artmaya başladı.

Rusya daha önce az sayıda şirkete ihracat izni vermişti, sonra izinleri artırdılar. 29 şirket 1 Mayıs’tan itibaren ihracata başladı ve firma sayısı 43 oldu. Fakat geçen hafta bir açıklama yaptılar, kurallar ihlal edildiği için ihracatı azaltabileceklerini söylediler.

Son dönemde domates güvesi yeniden ciddi bir sorun oldu. Yıllardır domates güvesi sorununu tam olarak çözemedik. 8 yıl önce yaşadık, o dönem bu konuda çok yazılıp çizildi.  Maalesef şimdi daha ciddi bir sorun yaşıyoruz. Diğer taraftan sebze ve meyvede Rusya’nın ve Avrupa Birliği’nin uyguladığı kalıntı oranları ihracatı engelliyor.  Bu konuda daha dikkatli olmamız gerekiyor.

Diğer önemli sektörümüz olan inşaat ve konut sektöründe Antalya diğer büyük illere göre daha iyi bir performans sergilemektedir. Konut satışlarında Antalya Türkiye ortalamasından ve büyük illerden daha iyi durumdadır. Bütün büyük iller eksideyken Antalya az da olsa satış artışı gerçekleştirmiştir.

Bir başka gösterge konut fiyatlarıdır. İstanbul ve Ankara’ya göre Antalya’da fiyat artışı daha yüksektir. Mayıs ayında İstanbul’da yıllık fiyat artışı %3.7, Antalya’da %13.6’dır.”

Bankaları ve büyük şirketleri Antalya’da sponsor olarak görmek istiyoruz

Antalya ve turizm bölgelerinde belediyelerin bütçe paylarında turist sayısının veya yatak kapasitesinin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Davut Çetin, “Artık Antalya ve turizm bölgeleri için yapılması gereken şey,  belediyelerin bütçe paylarında turist sayısının veya yatak kapasitesinin de dikkate alınmasıdır. Antalya milyonlarca turiste ev sahipliği yapıyor, fakat turizm gelirinin bir kısmı burada kalmıyor” dedi.

Antalya’da faaliyet gösteren büyük şirketlerin Antalya’yı sahiplenmediğinden yakınan Davut Çetin, “Merkezi burada olmayan şirketlerin vergisinden daha önemli olan konu Antalya’da faaliyet gösteren büyük şirketlerin Antalya’yı sahiplenmesidir. Hatta bankalar bile İstanbul, Ankara’da kültür merkezleri yapıyorlar. Büyük organizasyonlara sponsor oluyorlar. Antalya kredide, mevduatta, otomobil satışı gibi birçok alanda dördüncü sırada. Bu nedenle bankaları ve büyük şirketleri Antalya’da sponsor olarak görmek istiyoruz. Antalyaspor’a destek olunabilir, kültür ve sanata destek olunabilir. Antalya daha fazla desteği hak eden bir ildir” ifadesini kullandı.

 

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir