ATB Başkanı Ali Çandır: “Arşivin önemini bu yıl daha iyi anladık.”

Antalya deniz, kum, güneş kenti olarak anılsa da, ATB Başkanı Ali Çandır’ın her fırsatta altını çizdiği gibi bir tarım kenti. Kentin tarımsal üretiminin ticari hafızası olan Antalya Ticaret Borsası bu yıl 100. yılını kutluyor.

Sadece Antalya’nın değil, 11 yıldır düzenlediği YÖREX fuarıyla Türkiye’nin her yanında gerçekleştirilen tarımsal üretime değer katan, tarımsal üretimi güçlendirmenin yanında kentin doğal alanlarına sahip çıkmayı da çalışmalarının merkezine koyan Antalya Ticaret Borsası için başkan Ali Çandır’ın belirttiği üzere; 100. yıl en çok da arşivin önemini daha iyi anladıkları yıl olmuş.

Kurulduğu 1920 yılından bugüne kentin ekonomisine yön veren, üreticinin yanında olan, sağlıktan eğitime, kültür-sanattan çevreye pek çok alanda proje üreten, Antalya Ticaret Borsası (ATB) bu yıl 100. yaşını kutluyor. Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır’la; borsanın yüz yıllık hikayesini ve bugününü, COVİD-19 süreciyle birlikte en çok konuşulan konulardan biri olan tarımı ve Antalya tarımının geleceğini, bu süreçte üyeleri için neler yaptıklarını konuştuk.

Röportaj; Seher Özen Karadeniz                                                             

  • Antalya Ticaret Borsası (ATB)’nin 100 yıllık hikayesinde, Antalya’nın ticaret tarihine ilişkin neler var? Kentin ticareti bu süreçte ATB’nin çalışmalarıyla nerelere geldi?

1800’lerde şu an bulunduğumuz binanın yerinde arastalar, hanlar var. İnsanlar buralarda ticaret yapıyor. 1832’lerden sonra kentte ticaret yapanlar bir araya gelerek daha kurumsal yapılar oluşturuyor. Ancak Antalya Ticaret Borsası’nın bugünkü halini alması 1920’de Zahire Borsasının kurulması ile oluyor. Ticaret borsalarının görevi üreticiyle tüccar arasında köprü görevi görmek, piyasada fiyatları düzenleyebilmek, alım ve satımlarda komiserlik yaparak alanın da satanın da hakkını hukukunu korumak. Burada üretici malından örnekler getirir, o örnekler alıcıya gösterilir ve açık artırma usulüyle satış gerçekleşir. Borsa üreticinin getirdiği ürünün örneğiyle aynı olup olmadığını kontrol ederek komiserlik yapar. Diğer taraftan da alıcının parasını ödemesi için de garanti olur. O yıllarda daha çok hububat, susam, pamuk gibi üretimler olduğu için borsalarda aktif olarak o ürünler hareket görüyordu.

70’li yıllardan sonra Antalya’da özellikle turizmin gelişmesi tarım alanlarının küçülmesi ve ürün yelpazesinin değişmesiyle beraber aktif borsa salonlarımız sadece kağıt üzerinde tescile döndü. 1929 yılında yaşanan ekonomik buhran döneminde her köye birer kalbur tesis ederek müstahsilin buğdayına sahip çıkan ve ilk ürünü getirene orak hediye eden Borsamız 2000’li yıllarda gerçekleştirdiği defne, kekik ve adaçayı projeleriyle Manavgat, Alanya ve Gazipaşa’nın köylerinde eğitim düzenlemiş üreticinin yanında olmuştur. Son dönemde ise; Tarımsal Uygulamalı Mesleki Eğitim Merkezi’ni hizmete sunarak üyelerimizin ihracata başlamasını, var olan ihracatlarını geliştirmeleri için uluslararası rekabetçiliğin geliştirilmesi projesi (UR-GE), EXPO 2016’nın kente kazandırılması, Antalya Çiçek Festivali, keçiboynuzu pekmezine TSE standardı kazandırılması, Korkuteli Karyağdı Armudu ve Antalya Tavşan Yüreği Zeytinine coğrafi işaret kazandırılması, Antalya Buğdayını Arıyor Projesi, Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) ve yapımı devam eden Antalya Canlı Hayvan Borsası gibi birçok projeyi üyelerimizin hizmet sunduk.

Geçen yüz yıl içinde kurumsal gelenekte kendiliğinden oluşuyor. Elbette bu gelenek Türkiye’nin Ahilik kültüründen, esnaf kültüründen çok ayrı şeyler değil. Yardımlaşmayı, imece kültürünü bilen bir milletiz. Dolayısıyla özellikle ticaret borsaları tarım kökenli olduğu için bu gelenekleri hala bünyesinde barındırıyorlar. Kurum olarak da bu kurumun yöneticileri de genelde tarım kökenli olduğu için bu geleneklere bağlı kaldılar. Aynı zamanda da şehrinden de hiç ayrı düşmeyen bir kurum olarak varlığını sürdürdü. Antalya Ticaret Borsası her zaman için kentiyle hemhal olan bir kurum olmuştur.  Kentteki her türlü gelişmeye katkı koymaya destek vermeye çalışmıştır.

Geçmiş dönemlerde poliklinik yapmaktan okul yapmaya, birçok ülkeye birçok afette destek olmaktan, savaşlarda devletine milletine katkı sunmaya kadar gelenekselleştirdiği pek çok çalışması var. Biz de bu gelenekleri elimizden geldiğince sürdürüyoruz. Çiftçinin geliştirilmesi için o günden beri çalışıyoruz.

“… Bir müze ihtiyacı var.”

  • Geçmişin geleceğe aktarılmasına aracılık eden mekanlar var. Bunların başında müzeler geliyor. Yüz yılı geride bırakan bir kurum olarak Antalya Ticaret Borsası’nın hikayesinin anlatıldığı bir müze kurmayı düşünür müsünüz?

Doğruyu söylemek gerekirse biz de geçen yıllar içinde edindiğimiz bu tarihi birikimin farkına 100. yılla birlikte vardık. Bu farkındalıkla 100. Yıl Belgeselini hazırladık. Kitap çalışmamız da sürüyor. Belgeselde 1800’lü yıllardan günümüze Antalya Ticaret Borsası’nın yapıp ettiklerine yer vermeye çalıştık.  Bu çalışmalar sırasında gördük ki sözünü ettiğiniz tarz bir müze ihtiyacı var.  Daha öncesinde bir Tarım Müzesi düşüncemiz vardı. Bunu Zeytinpark alanında hayata geçirmeyi planlamıştık. Belki de bu süreçten sonra ikisini birleştirerek; elimizdeki ölçme tartma aletlerinden tutunda, belgeselde söz edilen daktilomuz başta olmak üzere borsamızla ilgili malzemeleri bu mekanda sergileyebiliriz.

  • Bağlantılı olarak da şunu sormak isterim: ATB’nin nasıl bir arşivi var? Arşivinizde ne tür malzemeler bulunuyor? Nerede koruyorsunuz?

Bulunduğumuz binada bir depomuz var, depomuzda saklıyoruz. Yönetime geldiğimiz günden beri elimizden geldiğince arşiv malzemelerini korumaya özen gösteriyoruz. Ancak uzunca bir süre çok düzenli, tertipli bir koruma olmamış. Daha çok belge ağırlık bir arşivimiz var. Bunlardan başka geçmişten gelen birtakım aletler bulunuyor. Belki bunların bir kısmını önümüzdeki günlerde binamızın içinde sergilemenin yollarını araştırabiliriz.  

“Arşivin önemini bu yıl daha iyi anladık.”

  • Borsanın 100. Yılı dünyayı etkileyen COVİD-19 salgınının olduğu yıla denk geldi. Arşivlerinizde daha önceki salgınlarda neler yapıldığına dair kayıtlar var mı?

Belgeselimizi salgından önce hazırlattık. Dolayısıyla çalışmayı yapan arkadaşlar arşiv taramalarına o gözle bakmamış olabilirler. Belki salgın sonrasında bir de o açıdan bakılabilir. Daha çok yönetim kurulu kararları üzerinden bir tarama yapıldı. Elimizde bunlar dışında fazla yazılı belge yoktur.  Geçmiş dönemdeki yöneticilerimize göre bizim bir avantajımız dijital ortamda olmamız. Bu vesileyle yaptığımız her şeyin kaydını dijital ortamda tutuyoruz.  Kimi zaman kıymet bilmek için de bir gerekçeye ihtiyaç duyuluyor. 100. Yıl bu kayıtları daha düzenli tutmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı.  Arşivin önemini bu yıl daha iyi anladık.  Öte yandan son 10 yıldır bütün faaliyetlerimiz meclis tutanaklarımıza geçiyor ve her türlü görsel malzemesiyle birlikte düzenli olarak arşivleniyor.

  • Bir yandan 100. Yıl etkinliklerinin planlanması bir yandan salgın, salgın sürecini nasıl yönettiniz?

Antalya Ticaret Borsası ve Tarım Konseyi beraberce ilk olarak kendi bildiklerimizi de doğrulatmak açısından üyelerimizle telefon görüşmeleri yaptık. Bu görüşmelerle onların sorunlarını, taleplerini, karşılaşmaları muhtemel sorunları derleyip toparlayıp 13 maddelik bir paket yapıp ilgili tüm bakanlıklara gönderdik. Ayrıca tarım, ticaret, ekonomi ve dış işleri bakanlarıyla ve TOBB’la birçok toplantı yaptık ve üyelerimizin taleplerini dile getirdik. Bir kısım taleplerimiz tamamen, bazıları kısmen karşılandı. Henüz sonuç alamadığımız taleplerimiz de var.

  • Bunlar hangileri?  

Özellikle tarım kesiminde kargo taşımacılığıyla ilgili desteğin yapılmasını istemiştik. İki aylık bir destek verildi. Şu an için bir ay daha uzatılmasına karar verildi. Ancak biz yıl sonuna karar sürmesini istiyoruz. Bunun yanında tamamen zarar gören süs bitkileri sektörüne Koronavirüs Tazminatı verilmesini talep etmiştik. Bu talebimiz de henüz karşılanmadı.

“Salgın nedeniyle sadece bizde değil, tüm dünyada tarımın stratejik sektör olduğu anlaşıldı. Umuyoruz ki bunun etkisi kısa sürede geçmez.”

  • COVİD-19 salgınıyla beraber kıymeti anlaşılan sektörlerin başında tarım geliyor. Toplumun hemen her kesiminden yükselen bir ses var: “Tarımsal üretim durursa ne yiyip içeceğiz? Köyümüze dönüp boş tarlaları mı eksek?” Bu süreç ve sonrası ile ilgili olarak Antalya özelinde ve ülke genelinde nasıl bir tarımsal strateji izlenmeli?

Cumhuriyet döneminden itibaren biraz gelişi güzel tarım politikalarımız olmuş. Daha çok siyasetin oy avcılığı yaptığı, seçim dönemlerinde etki analizi yapılmadan verilen afaki destekler, sonrasında şehirleşme politikasıyla kalkınma modeli elde edilmiş. Bu kalkınma modelinde de kırsal boşalmış kente gelmiş. Kentte sanayiye, hizmet sektörüne katılmış, o işgücü kendini geliştirmiş ancak sanayi sektörü gereken seviyeyi atlayamamış, tıkanıp kalmış ve biz de bu yolla orta gelir tuzağına düşmüşüz. Nüfus olarak Avrupa’nın en genç en dinamik nüfusuna sahibiz, tarımda da 50’li yaşların üzerine çıkan bir çiftçi yapımız var. Eskiden yaptıklarımızla tarımı geliştirme şansımız olmayacağından, tarımda devrim yapmalıyız diyoruz.

Bu değer zincirinin baştan sona revizyondan geçmesi, yapılandırılması gerekiyor.  Tek tek bireylerin köylerine gidip bir şey yapması elbette o toprağın işlenmesi adına güzel bir şey ancak bu yapıları örgütlü olarak bir araya getirip, onların tedariğinden,  üretim aşamasındaki danışmanlık hizmetine, daha sonraki paketleme ve pazarlama hizmetlerine kadar tüm süreci koordine edecek bir zinciriniz yoksa; şansınızdan o yıl ürün olmazsa para kazanırsınız ürün çok olursa para kaybedersiniz onun için bunların hepsinin kurgulanması gerekiyor. Bir anlamda tarımda devrim yapmak gerekiyor.

Bakanlık bu konuda toplantı yaptı. Şuura kararları aldı. Türkiye çok büyük ve çok değişik coğrafya ve üretici yapısına sahip olan bir ülke, belki de bunları bölgesel olarak değerlendirmek daha iyi sonuç verecektir. Bütün bunların çalışılması gerekiyor. Şu anda salgın nedeniyle sadece bizde değil, tüm dünyada tarımın stratejik sektör olduğu anlaşıldı. Umuyoruz ki bunun etkisi kısa sürede geçmez. Dolayısıyla tarım köylünün yaptığı iş değil, daha bilinçli üreticilerin yaptığı iş olmak durumunda.

  • Ya da köylü bilinçlendirilmeli diyebilir miyiz?

Köyde kimse kalmadı ki, yaklaşık 27 milyon gencimiz var.  Bunların okuyan kısmının yüzde 70’i çalışmaz durumda, belki de çeşitli modellemelerle onların yeteneklerini, bilgisini tarımın içine dahil etmeliyiz.

Antalya’nın durumu ise daha farklı: Antalya 90’lı yıllarda örtü altı üretimle bir başarı hikayesi yazdı. Örtü altında domates başta olmak patlıcan, biber başta olmak üzere sebze yetiştiriciliğiyle müthiş bir gelir elde etti. 2010 yılı bu gelirin zirvesiydi. Türkiye’nin yüzde 65 örtü altı üretimini gerçekleştirirken bu oran yüzde 37’ye düştü. Çünkü devlet örtü altı seracılığını teşvik etti. Bununla ilgili de jeotermal enerji kaynaklarının olduğu yerlerde seralar kurulmaya başladı. Bunun getirdiği dezavantajı Antalya için bugün olmasa da önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Elimizdeki rekabet gücünü kaybetmeye başladık. Bu gücümüzü kaybetmeden, coğrafi konumumuzdan da kaynaklanan avantajımızı da kullanarak başka bir ürün desenine geçmemiz gerekiyor. 

Bundan sonra yükte hafif pahada ağır ürüne yönelmemiz gerekiyor. Sadece tarım olarak değil tarıma girdi olarak da bakmak lazım. Bunların neler olacağına üniversitemizi de işin içine dahil ederek hep beraber karar vermemiz gerekiyor. Gıdaya yönelik bir üretim mi yapılır yoksa tarımsal üretim için hammadde mi olur, fide yetiştiriciliği, tohum geliştirme ya da daha egzotik bitkiler mi yetiştirmeliyiz; böğürtlen, çilek gibi bunlara karar vermeliyiz. Bu ürünleri yurt dışına ihraç edebilecek duruma gelmemiz lazım.  Tüm bunlar için araştırma yapmamız gerekiyor.

  • Araştırma yapmalıyız dediniz. Kentimizdeki BATEM gibi araştırma merkezleriyle bu konuları görüşüyor musunuz? Birlikte ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Onlarla yürüttüğümüz çalışmalarımız var. Çiçekle, buğdayla ilgili olarak birlikte çalışmalar yürüttük. Antalya Buğdayını Arıyor projemiz kapsamında BATEM ve farklı firmaların ürettiği buğday çeşitlerini sahil şartlarında ve yayla şartlarında -Elmalı, Korkuteli gibi yerlerde- denedik. Ekim sonrası ürünle ilgili elde ettiğimiz sonuçları üreticiyle paylaştık. Hangi koşulda, hangi buğdayı ekerse nasıl bir sonuçla karşılaşacağını gördü. O projeden çıkan sonuçları üretici şu anda kullanıyor. Üreticilere bir çeşit rehberlik etmiş olduk.

Bu bir endüstri, çiftçi öyle kolay kolay alışkanlıklarını değiştirmiyor. Yeni ürünlerin tanıtılması, denenmesi gerekiyor. Çiftçi iyi örnekleri görünce yapar. BATEM’in birçok ürünü, farklı firmalar tarafından üretilip satılıyor. Bu tür yeni çeşitler üretmek maliyetli, uzun yılları alan bir iş, pazarda tutunması da belli bir zaman alıyor.

Yeni ürün deseni oluşturmak için de benzer çalışmalar yapmak için dünyadaki trendleri takip etmemiz, uygun olanı seçmemiz gerekiyor.

  • Bir röportajınızda ‘geldiğimiz noktada tarımsal üretim sürecinin içinde yer alanların hepsi mutsuz dediniz. Tarımsal üretimde mutluluğun formülü sizce nedir?

Yukarıdaki tespiti şu nedenle yapmıştım: Tarım değer halkasında dönem dönem kazanıp, dönem dönem kaybedenler var.  Oysa şimdi baktığınızda çiftçiye girdi sağlayan mutsuz, çiftçi mutsuz, tarımda çalışan mutsuz, ondan alan satan mutsuz, tüketici pahalı bulduğu için mutsuz, politikacı da mutsuz. Bu halkadaki herkesin mutlu olması için de tarımda devrimin gerçekleşmesi gerekiyor. Bütün halkaları yeniden tasarlamamız, günün şartlarına uyarlamamız, tarımda planlamanın ele alındığı tedarikten pazarlamaya paketlemeye kadar örgütlemenin olduğu bir hal aldırırsak o zaman olur bu iş. Bunu da kamunun istemesi lazım.

  • COVID-19 sürecinden sonra Muratpaşa ve Konyaaltı Belediyeleri ilçe sınırları içindeki tarıma elverişli arazilere mısır ve fasulye ektiler. Bu girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bunların hepsini olumlu buluyorum. Bütün belediyelerimiz bu tip işleri yaparlarsa en azından şu çıktıyı sağlayabiliriz: Sefertası gibi apartman dairelerinde yetiştirdiğimiz çocuklar en azından mahallesinde bir mısır tarlası, fasulye tarlası görsün. Çocuklarımıza okullarda tarım ve bahçe bilgisi verilmediği için tarımla alakaları kalmadı. Belki birçok çocuk belediyenin ektiği mısır sayesinde mısırın toprakta yetiştiğini fark edecek. Öte yandan tarıma verilen önemi göstermek adına da sembolik de olsa önemli girişimler diye düşünüyorum.

  • Söz konusu olan tarım olunca konu çok geniş, sizin son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Tarıma itibar kazandırmamız gerekiyor. Tarımın itibarı kayboldu. Çiftçiye, çobana kız vermiyorlar. Köyde yaşayanlar, kentte bir iş bulup gitmenin derdinde. Bunun içinde ilkokuldan başlayarak Milli Eğitim kanalıyla çocuklarımıza tarımla ilgili bilgilendirme yapmamız gerekiyor.  

  • Antalya Ticaret Borsası kendi görev alanı dışında da kente sosyal sorumluluk çerçevesinde kimi katkılar sunuyor. Bunlar neler hatırlatır mısınız?

Cumhuriyetin daha ilk yıllarından itibaren kentimiz ekonomisine can veren önemli bir kurum olma misyonuyla çalışmalarımızı sürdürdük. 1925 yılında ‘Antalya Elektrik Türk A.Ş.’ adıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de emir ve müsaadeleri alınarak kurulan şirketin yedi kişiden oluşan yönetim kurulunun üçü ATB’nin kuruluşunda ve yönetimde görev almış olan Osman Zeki Yerebakan, Hüseyin AK ve Hafız Mehmet Yantaç idi. Borsa devamında 1956 yılında kurulan Kepez Elektrik A.Ş.’nin kuruluşuna da destek oldu. Harf İnkılabı ile Latin Alfabesi’nin yaygınlaşması için çaba sarf eden Borsa, satın aldığı Remington marka daktiloyu ihtiyaca göre diğer kurumlarla paylaşıyordu. Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan ‘Ulusal Yükseliş Anıtı’ndan 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel tarafından açılan Antalya Ticaret Borsası Ticaret Meslek Lisesi’ne, Antalya Ticaret Borsası Semt Polikliniği’nden kentimizdeki hastanelere yoğun bakım odası ve çeşitli araç gereçler sağlanmasına ve afet-savaş durumlarında halka destek olmaya kadar hep şehriyle nefes alan bir yapı olduk.

Yine kentimizin gelişimi için; serbest bölgenin kurulması, Dokuma, Antalya Tanıtım A.Ş., Antalya Alkollü İçecek Sanayi ve Ticaret A.Ş., Zeytinpark A.Ş., Antalya Güç Birliği Holding, Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı, Antalya Tarım Konseyi ile Antalyaspor A.Ş. ve Antalya Fuarcılık A.Ş.’nin kurulması gibi birçok kurumun kuruluşuna katkı sağladık. Son dönemde kentimizde sahiplenme ve aidiyet duygusu yaratma amacıyla Şimdi Antalya Zamanı etiketiyle sosyal medya çalışması yürütmekteyiz. Şehrin bir kurumu olarak bu kente karşı sorumluluk duyuyoruz ve kentin her alanında yer almaya çalışıyoruz.

  • Kimi kurumların kuruluşunu direkt üstlenmişsiniz, kimilerinin kuruluşuna katkı koymuşsunuz. Süreç içinde bu kurumlarla ilişkiniz nasıl sürüyor? Örneğin Antalya Ticaret Borsası Ticaret Meslek Lisesi’ne açılış sonrasında da yer yer katkı sundunuz mu?

Lisemizden her yıl borsamıza stajyer öğrenciler alıyoruz. Her yıl mezuniyet törenlerine katılıyoruz. Dereceye giren öğrencilerimizi ödüllendiriyoruz. Yine okulumuzun ihtiyacı doğrultusunda çeşitli araç gereç desteği sunuyoruz. En son Robotik Kodlama sınıfı açtık. Öğrencilerimizin okulda düzenleyecekleri etkinliklere destek veriyoruz. Kısacası okulumuzla bağımızı her daim sürdürüyoruz.

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir